Anasayfa Forum Biz Kimiz Milliyetciler Millet Hafızasi Fikir Adamları Künye / Kadro Üye Girişi
milliyetciler.com :: - Bir lokma, bir hırka

Ara Su Sitede
milliyetciler.com Gelismis Arama


 
En Son Konu Ve Cevaplar   Next 6 >>  
 Forum   Yazar   Cevap   Son Mesaj 
DİN BÜYÜKLERİNİ KUTSALLAŞTIRMA Serbest Kursu evliyacelebi 0 Sal Oca 06, 2009 12:50 am
evliyacelebi Son gönderilen mesajlar
Muhsin YAZICIOĞLU: ''KÜRTÇE YAYINI DOĞAL KARŞILIYORUZ'' Serbest Kursu otag 58 Sal Oca 06, 2009 12:35 am
alperen_bt Son gönderilen mesajlar
TASAVVUF ADI ALTINDA PUTPERESTLİK (KUTUPLAR Serbest Kursu evliyacelebi 0 Sal Oca 06, 2009 12:24 am
evliyacelebi Son gönderilen mesajlar
TARIHE BIR NOT DÜSELIM IHANET LISTESI İslam Alemi Neden Geri Kaldı teskilattandelifuat 6 Pts Oca 05, 2009 11:51 pm
teskilattandelifuat Son gönderilen mesajlar
Sovjet cocugu Nazim'a Akp sahip cikti! Milliyetçiler kadir58 3 Pts Oca 05, 2009 11:07 pm
hotelsedat Son gönderilen mesajlar
Serkan Tüzün'e ve arkadaşlara 17 şer ay hapis... İslam Alemi Neden Geri Kaldı corum_lacin 0 Pts Oca 05, 2009 10:50 pm
corum_lacin Son gönderilen mesajlar

Bir lokma, bir hırka

 
Yeni Baslik Gönder   Cevap Gönder   Yazdırılabilir Sayfa    Mesaj Panosu Ana Sayfa -> Köşe Yazıları
« Önceki baslik :: Sonraki baslik »  
Yazar Mesaj
1040




Kayit: Jan 23, 2006
Mesajlar: 887


Durum: BagliDegil
MesajTarih: Çar Agu 27, 2008 11:23 am Mesaj konusu: Bir lokma, bir hırka Alintiyla Cevap Gönder


İskender PALA






Bir lokma, bir hırka





Okuyoruz:Hayâlî fakr şalına çekenler cism-i üryânı. Onunla fahr ederler atlas u dîbâyı bilmezler. Aşağı yukarı "Ey Hayalî!.. Çıplak bedenlerini fakirlik hırkası ile örtenler, bununla övünürler de (zenginlerin kullandığı) atlas ile ipekli giysileri kâle almazlar" demek olan bu beyte göre yazımızın konusu "fakr" ile "fahr".






Malum, İslam bir mücadele, bir gayret dinidir. Hıristiyanlıktaki sabır ve sükunun, aksine insana çalışmayı, kazanmayı, maddi ve manevi gayreti (cehd), belki coşup taşmayı emreder. Yüksek bir ahlak için nefisle mücadeleyi; güzel bir ömür için de dünya ile mücadeleyi önemser. İyi bir hayatı hem yaşamak, hem de yaşatmak Müslüman'ın hak ve/veya sorumluluğundadır. Bunun için din, çalışan ve kazananı her zaman övmekte, ayet de "İnsanoğlu için çalışmaktan (veya çalıştığının karşılığından) başka bir şey yoktur!.(Necm, 39)" buyurmaktadır.






Soru şu: Çalışmaya bunca değer veren bir din "bir lokma bir hırka"yı tavsiye ile tasavvufta büyük yer tutan "fakr (yoksulluk)" kavramını tervic edebilir mi? Hz. Peygamber'in "el-Fakru fahrî (Fakrım fahrimdir; fakirliğimden övünç duyarım)" buyurması ne mana taşır?






Fakr kelimesine sözlüklerde her ne kadar "yoksulluk" karşılığı veriliyorsa da tasavvufun bu yoksulluktan anladığı asla miskinlik demek olmamıştır. Ne var ki yüzyıllar ilerledikçe yozlaşan mistik anlayışlar ve tasavvufun yalnızca kabuğuyla ilgilenecek sığlığa düşen bazı şeyh taslakları buradaki inceliği ya kendileri anlamamış veya şahsî çıkarlarına uygun bulmamışlardır. Sonuçta dervişlerini bir lokma bir hırkaya özendirenler arasında, dünyalıklarını arttırdıkça arttıranlar çıkmıştır. Bunun için daha önceki sûfîlerin temsilî ifadelerini hakikat niyetine anlatıp kendi yorumlarını da buna ilave ederek bilhassa şiir vadisindeki sözlerin mecazlar dünyasından hakiki toplum hayatını yönlendirenlere rastlanmıştır. Söz gelimi Yunus'un, "Derviş bağrı baş gerek / Gözü dolu yaş gerek / Koyundan yavaş gerek / Sen derviş olamazsın" dizelerini hakikat niyetine tavsiye ederseniz karşınıza pasif, kişiliksiz, kimliksiz bir adam çıkar. Oysa Yunus bağrında yaralar açmış, salya sümük ağlayan, koyun misali güdülen miskin birisini değil bilakis acısı yüreğinde gizli, gözünde ağlamaya yaş taşıyan, öfkesi kabarınca koyun olmayı aslan olmaya yeğleyen bir dervişten söz ediyor. Bunlardan birincisi enseye tokat, ekmeği elinden alınan bir zavallıyı, ikincisi ise dünya işlerindeki başarısına paralel bir manevi dünyayı içinde taşıyan alpereni temsil eder. Bu durumda "fakr", fakir olmayı değil, müstağni bulunmayı tanımlar. Çünkü herkes gibi bir Müslüman'ın da Allah'ın yarattığı, ihsan ettiği nimetleri meşru surette kazanıp tatmaya hakkı vardır. Bu hakkı kullandığı vakit de onları kendisine ihsan eden Müteal'e şükrederken aslında bütün bu nimetlerin fani olduğunu bilir ve onlara bağlanıp kalmaz. En büyük nimetler ve servetler karşısında bile kimliğini, insanlığını kaybetmez, bilakis insanlık şeref ve haysiyetini o nimetlerin üstünde tutar. Dünyalık nimetler için insanî ve ahlakî özelliklerinden kıl kadar sapmaz; yokluğa düşse bile aynı ruh yüksekliğini muhafaza eder. Bu onun için yeterli fakr hali ve dervişlik yoludur. Dervişin yoksulluğu maddi imkânsızlık değil, bilakis bütün imkânlara sahip iken yoksul gibi yaşamasıdır. Yani her nimet elinizin altında iken o nimete erişemeyenleri de hatırlamak, böylece gerçek malik ve sahibin Allah olduğunu idrak etmek... O halde fakr, insanın kendisini daima Allah'a muhtaç bilmesi halidir. Böyle bilirse varlıklı olmak ile yoksul olmak arasında fark gözetmez, varlıklı iken de yoksulun halinden anlar, bilir, yoksul gibi yaşar. O yoksul gibi yaşayınca da iç dünyası zenginleşir, derinlik kazanır, olgunlaşır ve kemale erer, insan-ı kâmil elbisesini giyer. Aksi takdirde Yunus haklı çıkar; "Dilin ile şakırsın / Çok maniler okursun / Vara yoğa kakırsın / Sen derviş olamazsın."






Hıristiyanlıkta fakr bir köşeye çekilip ibadetle meşgul olmak, yani ruhbaniyettir. Ama İslam'da fakr, imanın faal ve diri tutulmasından ibarettir. Bu hal iradeyi keskinleştirir, sahibini haksızlık karşısında bir adım dahi geriletmez. Ve fakr sahibi olanın bileğini hiçbir kuvvet bükemez; sayısız mallar, güzel evlatlar, büyük şöhretler ve hatta ölüm bile. Fuzulî'nin "Fakîr-i pâdişeh-âsâ gedâ-yı muhteşemem (Padişah gibi bir fakir, muhteşem bir yoksulum)" mısraı da Hayali'nin yukarıdaki beytinde anlattığı düşünce de işte tam bu demek olur.





Bir zamanlar fakr, "bulunca dağıtmak, bulmayınca şükretmek" imiş, bugünün "fakr"ı ise, -zannımızca- "olunca şımarmamak, olmayınca üzülmemek"tir.





BERCESTE



Fukara kalbine her kim dokuna

Dokuna sînesi Allah okuna



Laedrî



Ehli diller arasında aradım, kıldım talep.
Her hüner makbul imiş, illa edep illa edep...
Basa dön
Kullanici bilgilerini göster Kisisel mesaj gönder MSNM
baymirza
Türk, Ulu Tanrı'nın Soylu gözdesi



Kayit: Jan 31, 2007
Mesajlar: 580


Durum: BagliDegil
MesajTarih: Çar Agu 27, 2008 11:39 am Mesaj konusu: Re: Bir lokma, bir hırka Alintiyla Cevap Gönder

Söz gelimi Yunus'un, "Derviş bağrı baş gerek / Gözü dolu yaş gerek / Koyundan yavaş gerek / Sen derviş olamazsın" dizelerini hakikat niyetine tavsiye ederseniz karşınıza pasif, kişiliksiz, kimliksiz bir adam çıkar.


Bu kısmı çok önemsiyorum,Türkiye ve dünya müslümanlarının en büyük sıkıntısınında bu dizelerde gizli olduğuna kaniyim.
Bugünkü koyunlaştırma ve kişiliksizleştirilip duyarsız kalma triplerinin sıklıkla görüldüğü İslam aleminin, en büyük baş belası bu anlayış olsa gerek.

Bugün İslam dünyasının ve Türk dünyasının girdabı ve reel dünya gerçeklerinin çok çok gerisinde kalmasının asıl nedenlerinden birisi olarak görüyorum.

980 ve 1000 li yılardan itibaren İslam felsefecilerinin yunan kültürü ve yunan mistitizminden etkilenerek vücut bulan
mukaddes fakirullah psikolojisi ne yazıkki her alanda etkisini devam ettiriyor.


Şu yakın suların
Kolu neden bükülmez
Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin
Benden doğar, bana dökülmez?
                             
Basa dön
Kullanici bilgilerini göster Kisisel mesaj gönder
1040




Kayit: Jan 23, 2006
Mesajlar: 887


Durum: BagliDegil
MesajTarih: Çar Agu 27, 2008 11:54 am Mesaj konusu: Re: Bir lokma, bir hırka Alintiyla Cevap Gönder

baymirza demis ki (Mesaja Bak):
Söz gelimi Yunus'un, "Derviş bağrı baş gerek / Gözü dolu yaş gerek / Koyundan yavaş gerek / Sen derviş olamazsın" dizelerini hakikat niyetine tavsiye ederseniz karşınıza pasif, kişiliksiz, kimliksiz bir adam çıkar.


Bu kısmı çok önemsiyorum,Türkiye ve dünya müslümanlarının en büyük sıkıntısınında bu dizelerde gizli olduğuna kaniyim.
Bugünkü koyunlaştırma ve kişiliksizleştirilip duyarsız kalma triplerinin sıklıkla görüldüğü İslam aleminin, en büyük baş belası bu anlayış olsa gerek.

Bugün İslam dünyasının ve Türk dünyasının girdabı ve reel dünya gerçeklerinin çok çok gerisinde kalmasının asıl nedenlerinden birisi olarak görüyorum.

980 ve 1000 li yılardan itibaren İslam felsefecilerinin yunan kültürü ve yunan mistitizminden etkilenerek vücut bulan
mukaddes fakirullah psikolojisi ne yazıkki her alanda etkisini devam ettiriyor.





"mukaddes fakirullah psikolojisi" nedir?



Yunan kültür ve mistizmi, islam ve Türk dünyasına somut olarak nasıl sirayet etmiştir? O dönem yapılan çevirileri biliyorum ama bunun islam anlayışımızı ve bunun etkisindeki kültür hayatına somut olarak ne tür tesirlerde bulunduğunu soruyorum.



Buradaki iddia, tasavvufun islamın asıl mecrasından saparak çevre kültür ve dinlerin tesiriyle dönüştürülmüş bir sapkınlık olduğu iddiası ise, bak işte bu konuda epey bir itirazım olur.


Ehli diller arasında aradım, kıldım talep.
Her hüner makbul imiş, illa edep illa edep...
Basa dön
Kullanici bilgilerini göster Kisisel mesaj gönder MSNM
1040




Kayit: Jan 23, 2006
Mesajlar: 887


Durum: BagliDegil
MesajTarih: Çar Agu 27, 2008 12:17 pm Mesaj konusu: Re: Bir lokma, bir hırka Alintiyla Cevap Gönder

baymirza demis ki (Mesaja Bak):
Söz gelimi Yunus'un, "Derviş bağrı baş gerek / Gözü dolu yaş gerek / Koyundan yavaş gerek / Sen derviş olamazsın" dizelerini hakikat niyetine tavsiye ederseniz karşınıza pasif, kişiliksiz, kimliksiz bir adam çıkar.


Bu kısmı çok önemsiyorum,Türkiye ve dünya müslümanlarının en büyük sıkıntısınında bu dizelerde gizli olduğuna kaniyim.
Bugünkü koyunlaştırma ve kişiliksizleştirilip duyarsız kalma triplerinin sıklıkla görüldüğü İslam aleminin, en büyük baş belası bu anlayış olsa gerek.

Bugün İslam dünyasının ve Türk dünyasının girdabı ve reel dünya gerçeklerinin çok çok gerisinde kalmasının asıl nedenlerinden birisi olarak görüyorum.

980 ve 1000 li yılardan itibaren İslam felsefecilerinin yunan kültürü ve yunan mistitizminden etkilenerek vücut bulan
mukaddes fakirullah psikolojisi ne yazıkki her alanda etkisini devam ettiriyor.





Baymirza kardeşim; yazının tamamını okumadığını  ve acele hükümde bulunduğunu düşünüyorum.


Ehli diller arasında aradım, kıldım talep.
Her hüner makbul imiş, illa edep illa edep...
Basa dön
Kullanici bilgilerini göster Kisisel mesaj gönder MSNM
baymirza
Türk, Ulu Tanrı'nın Soylu gözdesi



Kayit: Jan 31, 2007
Mesajlar: 580


Durum: BagliDegil
MesajTarih: Çar Agu 27, 2008 12:20 pm Mesaj konusu: Re: Bir lokma, bir hırka Alintiyla Cevap Gönder

ORYANTALİSTLERE GÖRE İSLÂM VE TASAVVUFUN KAYNAĞI


  İslâm tasavvufunun yerli (islâmî) kaynakları tasavvufu gerek düşünce gerek tatbikat itibariyle tamamen Kur'ân ve Sünnet'e dayandırırlar. Bu eserlerin pek-çoğu mutasavvıflar tarafından yazılmış olduğu için, onların meseleye tenkitçi tarih açısından bakmaları beklenemezdi. Fakat yerli kaynakların tasavvufu sırf islâmî menşe'li görmeleri büsbütün yanlış sayılmaz; çünkü onlar bu düşünceyi gerçekten Kur'ân ve Sünnet'e uydurmuşlar ve kendilerini tamâmiyle İslâm'ın içinde görmüşlerdir. Ancak tasavvufa açıkça cephe alan bazı müslüman müellifleri onların birtakım görüşlerinin dine yabancı bulunduğunu söylemekle birlikte, bu yabancılığın menşeini göstermiş değillerdir.
  Tasavvufun menşe'leri ile ilk defa oryantalistler meşgul oldular. Bunların birçoğunda peşin bir hükmün hareket noktası teşkil ettiği görülüyor: Araplar mistik düşünceye kabiliyetli bulunmadıklarına göre, tasavvuf onlara ancak dışarıdan gelmiş olabilir. Nitekim İslâm mistisizminin asıl doğuş ve gelişme yeri İran olmuştur. Nicholson Hind tesiri ve Yeni-Eflâtunculuk üzerinde durur; Blochet, Dozy, Von Kremer Hind-îran tesirine bağlarlar; Brown Samî bir dine karşı Arî reaksiyon olarak izah eder; A. Palacios Hıristiyanlığa ağırlık verir. Bunlar arasında islâmî menşe'lere en çok yer veren L. Massignon'dur.
  Oryantalistlerin yabancı menşe iddiaları karşısında, oryantalist tezlere karşı islâmî menşe tezini şiddetle müdafaa edenler de çıkmamış değildir. Maamafih genel görüş odur ki, İslâm, tasavvufu içinde sözü geçen yabancı tesirler çeşitli derecelerde bulunmakla birlikte bütün bu tesirler İslâm'ın kendi kaynakları (Kur'ân ve Sünnet) içinde asimile edilmiştir.
  İslâm tasavvuf undaki "fena" doktrininin Budizm'deki "nirvana"ya çok benzemesi açıkça bir iktibas olayına işaret etmektedir. L. Massignon Hind tesirinin bilhassa zikir metodlarında bulunabileceğini söylemektedir, ki L. Gardet ve Anawati bu noktayı incelemişlerdir.
  Oryantalistlerin iddiaları arasında en zayıfı tasavvuf konusundaki İran tesiridir. Maniheizm'in ve diğer klâsik İran inançlarının bu hususta herhangi bir kayda değer tesiri bulunmadığını L. Massignon açıklığa kavuşturmuş bulunuyor.
  Eski Yunan tesiri meselesi hem oryantalistleri, nem müslüman müellifleri pekçok meşgul etmiştir. Hakikatte Yunan mistisizmi ve onun son büyük örneği olan Yeni-Eflâtuncu felsefe de birçok müellife göre dış kaynaklara pekçok şey borçludur. İslâm felsefesinde Yeni-Eflâtuncu mistisizmin bütün izlerini açıkça görmek kabildir. Muhyiddin İbni Arabî ve onu takip edenlere gelince, bunlarda Filon'un ve Plotinus'un tesiri o kadar kuvvetlidir ki, bu tesirin zaman zaman islâm'ın orijinal kaynaklarına hâkim olduğu görülür.
  İslâm tasavvufunda yabancı tesirler meselesi oryantalistler tarafından olduğu kadar bazı İslâm müellifleri tarafından da çok defa abartılmıştır. Tasavvufa aleyhtar olanlar, titiz bir inceleme sonunda bazı fikirlerin menşe'ini îslâm dışında bir yere bağlayabilir veya bazı fikirleri islâm'ın temel inançlarıyla tezat halinde görebilirler; nitekim bu türlü araştırmalar her devirde yapılmıştır. Acaba bütün bu benzerliklerin mâhiyeti ve önemi ne olabilir?
  Herşeyden önce şunu belirtelim ki, kültür benzerlikleri arasında illiyet bağı aramak her zaman geçerli bir yol değildir. Herhangi bir zamanda herhangibir yerde görülen bir kültür unsuruna başka bir zamanda ve başka bir yerde de rastlandığında, bu ikisinin bir kültür difüzyonu yoluyla birbirine bağlantılı olduğunu iddia etmek bizi çok defa gereksiz zorlamalara götürebilir. Nitekim insanların çeşitli zaman ve yerlerde bel kemeri kullanmış olmaları bu işin mutlaka bir kaynaktan adım adım yayıldığını göstermeyebilir. İnsanın insan olarak sahip bulunduğu ortak özelliklerden doğan birtakım neticeler vardır ki bunların başkalarından kopye edilmesi gerekmez.

  İkinci olarak, kültür temasları ve alışverişleri dünyanın her çağında ve her yerinde görülmüştür; hiçbir cemiyet bundan kaçınamaz. O kadar ki, İslâmiyet'i bir inanış sistemi olarak benimsemeyen ilim ve fikir adamları bile onun bu konudaki fevkalâde anlayışı karşısında hayranlıklarını belirtmektedirler. Zira İslâm yeni bir dünya görüşü ve yeni bir sosyal nizâm getirirken insan cemiyetinin yapısı ve işleyişini dâima hesaba katmış, hem idealist hem gerçekçi olmuştur. Meselâ İslâm'dan önceki örf ve âdetlerden bazıları açıkça reddedildiği halde bazılarına dokunulmamıştır. Daha sonra İslâm hukukunun gelişme seyri içinde mahallî örf ve âdetlere -İslâm'la çatışmadıkları ölçüde- geniş bir saha bırakılmıştır. Kısacası, başka sistemlerden birtakım unsurların İslâm cemiyeti bünyesi içinde yer alması hem sosyal bir zaruret, hem dinî bir cevazın neticesidir. Günlük hayâtımıza bir bakacak olursak, gerek zihnî gerek davranış olarak bu hayatın herbir parçasını bir başka kaynağa bağlamak mümkündür. Bunları parça parça ele alacak olursak, hayâtımız tam bir yamalı bohça gibi görünür. Halbuki biz kendimizi Müslüman Türkler olarak biliyoruz. Bu demektir ki, kullandığımız şeylerin başlangıcı nerede olursa olsun, bunlar bizim hayâtımız içinde birbiriyle kaynaşarak belli bir hüviyet kazanmışlardır. Hiç kimse bizi iskarpin giydiğimiz veya felsefe okuduğumuz için Türklükten ve Müslümanlıktan çıkmış sayamaz.
  Bu düşünceleri hesaba kattığımız zaman, islâm tasavvufunda yabancı unsurlar meselesinin Müslümanları rahatsız edecek boyutlara nadiren ulaştığını görürüz. Tasavvufun dinin hudutlarını zorladığı zamanlar olmuştur; fakat îslâm cemaatının hayret verici gücü sayesinde eğrilerin doğrultulduğuna, bütün sapma teşebbüslerinin çizgi dâhiline sokulduğuna şahit oluyoruz.

   -Bu yazı çeşitli kaynaklardan derlenmiştir.



Ben bu noktayı ciddi bulduğumu ifade ettim sadece.Yoksa yazının muhtevası ile ilgili yorum yapmadım.Sadece kopya alanı ile ilgili yorum yaptım.

Bilginize...


Şu yakın suların
Kolu neden bükülmez
Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin
Benden doğar, bana dökülmez?
                             
Basa dön
Kullanici bilgilerini göster Kisisel mesaj gönder
baymirza
Türk, Ulu Tanrı'nın Soylu gözdesi



Kayit: Jan 31, 2007
Mesajlar: 580


Durum: BagliDegil
MesajTarih: Çar Agu 27, 2008 12:24 pm Mesaj konusu: Re: Bir lokma, bir hırka Alintiyla Cevap Gönder

Şimdi kafama takılan kısım Yunus un beyitlerinde harmanlanan kısımdır.O dizelere yoğunlaştım.

Mukaddes fakirullah psikolojisine gelince.


O terim i hiçbirkaynakta bulamazsınız.Çünkü benim yakıştırmamdır.

Anlamı itibari ile  mukaddesleştirilmiş,mistik hava ile donatılmış ve suya sabuna karışmayan ve dahi karıştırılmayan insan tipinin mübarekleştirilmesi diye tarif edebiliriz.

Zaten o Yunus un dizelerindeki eleştirdiğim ve bugün tarikat geleneklerinde hakim olan düşünce ye muhalefetimi bu noktada değerlendirmenizi isterim.


Şu yakın suların
Kolu neden bükülmez
Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin
Benden doğar, bana dökülmez?
                             
Basa dön
Kullanici bilgilerini göster Kisisel mesaj gönder
baymirza
Türk, Ulu Tanrı'nın Soylu gözdesi



Kayit: Jan 31, 2007
Mesajlar: 580


Durum: BagliDegil
MesajTarih: Çar Agu 27, 2008 12:33 pm Mesaj konusu: Re: Bir lokma, bir hırka Alintiyla Cevap Gönder

Bir tasavvuf dergisinin başyazarınınn sıkıntısını bir paragrafta topladım.Dergiyi ne için çıkardıklarını ifade ederken şu aşağıdaki cümleleri kurma gereği hissetmiş...

Ama şunu hemen belirtelim tasavvufa müslümanların en çok ihtiyacı olduğu, bu iman ve ahlak bunalımı çağında, müslüman cemaatlerin "Evliyaya biz inanıyoruz kardeşim" deyip geçiştirmemelerini, tasavvufu Hint ve Yunan mistisizmi'ne benzetenlere karşı savaşmalarını hatırlatmak için çıkardık. Mürşid-i kamillerin bir köşede oturup zikir ve fikirle meşgul olan, cihaddan, hizmetten bihaber insanlar olmadıklarını, hatta tam tersi onların gerçek mücahid olduklarını isbat için çıkardık.

   Allah (cc) bizi ve cümle müslümanları, davasında samimi ve azimli, her türlü hizmetlerinde başarılı eylesin.  AMİN

S. Şenel İlhan


Şu yakın suların
Kolu neden bükülmez
Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin
Benden doğar, bana dökülmez?
                             
Basa dön
Kullanici bilgilerini göster Kisisel mesaj gönder
1040




Kayit: Jan 23, 2006
Mesajlar: 887


Durum: BagliDegil
MesajTarih: Çar Agu 27, 2008 12:36 pm Mesaj konusu: Re: Bir lokma, bir hırka Alintiyla Cevap Gönder

"islâm tasavvufunda yabancı unsurlar meselesinin Müslümanları rahatsız edecek boyutlara nadiren ulaştığını görürüz. Tasavvufun dinin hudutlarını zorladığı zamanlar olmuştur; fakat îslâm cemaatının hayret verici gücü sayesinde eğrilerin doğrultulduğuna, bütün sapma teşebbüslerinin çizgi dâhiline sokulduğuna şahit oluyoruz."




Eğer böyle düşünüyorsan sıkıntı yok.


Ehli diller arasında aradım, kıldım talep.
Her hüner makbul imiş, illa edep illa edep...
Basa dön
Kullanici bilgilerini göster Kisisel mesaj gönder MSNM
1040




Kayit: Jan 23, 2006
Mesajlar: 887


Durum: BagliDegil
MesajTarih: Çar Agu 27, 2008 12:46 pm Mesaj konusu: Re: Bir lokma, bir hırka Alintiyla Cevap Gönder

baymirza demis ki (Mesaja Bak):
Bir tasavvuf dergisinin başyazarınınn sıkıntısını bir paragrafta topladım.Dergiyi ne için çıkardıklarını ifade ederken şu aşağıdaki cümleleri kurma gereği hissetmiş...

Ama şunu hemen belirtelim tasavvufa müslümanların en çok ihtiyacı olduğu, bu iman ve ahlak bunalımı çağında, müslüman cemaatlerin "Evliyaya biz inanıyoruz kardeşim" deyip geçiştirmemelerini, tasavvufu Hint ve Yunan mistisizmi'ne benzetenlere karşı savaşmalarını hatırlatmak için çıkardık. Mürşid-i kamillerin bir köşede oturup zikir ve fikirle meşgul olan, cihaddan, hizmetten bihaber insanlar olmadıklarını, hatta tam tersi onların gerçek mücahid olduklarını isbat için çıkardık.

   Allah (cc) bizi ve cümle müslümanları, davasında samimi ve azimli, her türlü hizmetlerinde başarılı eylesin.  AMİN

S. Şenel İlhan






"Herşeyden önce şunu belirtelim ki, kültür benzerlikleri arasında illiyet bağı aramak her zaman geçerli bir yol değildir. Herhangi bir zamanda herhangibir yerde görülen bir kültür unsuruna başka bir zamanda ve başka bir yerde de rastlandığında, bu ikisinin bir kültür difüzyonu yoluyla birbirine bağlantılı olduğunu iddia etmek bizi çok defa gereksiz zorlamalara götürebilir. Nitekim insanların çeşitli zaman ve yerlerde bel kemeri kullanmış olmaları bu işin mutlaka bir kaynaktan adım adım yayıldığını göstermeyebilir. İnsanın insan olarak sahip bulunduğu ortak özelliklerden doğan birtakım neticeler vardır ki bunların başkalarından kopye edilmesi gerekmez. "




Şenel İlhan isimli zat bu tür taaruzlardan muzdarip olup, dergi neşretme ihtiyacı hissetmiş olabilir, o ayrı bir konu. Yukardaki parağrafı senin yazından aldım eğer yazanları yanlış anlamadıysam; bir coğrafyada görülen anlayışın bir birinden ilgisiz bir coğrafyada da görülmesinin normal olduğunu, illaki bunların birbirine tesir edecek şekilde temasının olması gerekmediğini anlatıyor, yani Yunan veya Hind mistizminde görülen bir anlayışın bağımsız bir şekilde tasavvufda da benzer bir şekilde görülmesi onun mecburi illiyet yoluyla sirayeti anlamına gelmediğini teyid ediyorsun ki, el Hak, haklısın.


Ehli diller arasında aradım, kıldım talep.
Her hüner makbul imiş, illa edep illa edep...
Basa dön
Kullanici bilgilerini göster Kisisel mesaj gönder MSNM
baymirza
Türk, Ulu Tanrı'nın Soylu gözdesi



Kayit: Jan 31, 2007
Mesajlar: 580


Durum: BagliDegil
MesajTarih: Çar Agu 27, 2008 12:51 pm Mesaj konusu: Re: Bir lokma, bir hırka Alintiyla Cevap Gönder

1040 demis ki (Mesaja Bak):
"islâm tasavvufunda yabancı unsurlar meselesinin Müslümanları rahatsız edecek boyutlara nadiren ulaştığını görürüz. Tasavvufun dinin hudutlarını zorladığı zamanlar olmuştur; fakat îslâm cemaatının hayret verici gücü sayesinde eğrilerin doğrultulduğuna, bütün sapma teşebbüslerinin çizgi dâhiline sokulduğuna şahit oluyoruz."




Eğer böyle düşünüyorsan sıkıntı yok.



Yukarıdaki ifadelerin hepsine katılmıyorum.Bir sapmadan ziyade,çizgisinden öte,teslimiyetçi ve İslam dininde kabul etmediğimiz yeni ruhbanımsı bir anlayışın hakim olduğunu iddia edersek pek haksızda sayılmayız diye düşünüyorum.

İslamiyette belirleyici unsur iman,küllü irade,cüz i irade gibi insanın kendini ve aklın himayesinde teslim olmanın gereğinin tahrip edilerek, islami anlayışa uymayan tam teslimiyetçi ve halihazırda zuhur eden mistik(mübarek koyun psikolojisi) havanın, ciddi yansımalarını sizde görüyorsunuzdur muhakkak.

Kuran ve sünnet çizgisinin bize en büyük lütfu olan cihad ruhunun sekteye uğratılıp, dejenere edildiğini söylersek haksızlık mı etmiş oluruz acaba?

Bu noktalarda ciddi tereddütlerim var.


Şu yakın suların
Kolu neden bükülmez
Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin
Benden doğar, bana dökülmez?
                             
Basa dön
Kullanici bilgilerini göster Kisisel mesaj gönder
1040




Kayit: Jan 23, 2006
Mesajlar: 887


Durum: BagliDegil
MesajTarih: Çar Agu 27, 2008 1:12 pm Mesaj konusu: Re: Bir lokma, bir hırka Alintiyla Cevap Gönder

baymirza demis ki (Mesaja Bak):
1040 demis ki (Mesaja Bak):
"islâm tasavvufunda yabancı unsurlar meselesinin Müslümanları rahatsız edecek boyutlara nadiren ulaştığını görürüz. Tasavvufun dinin hudutlarını zorladığı zamanlar olmuştur; fakat îslâm cemaatının hayret verici gücü sayesinde eğrilerin doğrultulduğuna, bütün sapma teşebbüslerinin çizgi dâhiline sokulduğuna şahit oluyoruz."




Eğer böyle düşünüyorsan sıkıntı yok.



Yukarıdaki ifadelerin hepsine katılmıyorum.Bir sapmadan ziyade,çizgisinden öte,teslimiyetçi ve İslam dininde kabul etmediğimiz yeni ruhbanımsı bir anlayışın hakim olduğunu iddia edersek pek haksızda sayılmayız diye düşünüyorum.

İslamiyette belirleyici unsur iman,küllü irade,cüz i irade gibi insanın kendini ve aklın himayesinde teslim olmanın gereğinin tahrip edilerek, islami anlayışa uymayan tam teslimiyetçi ve halihazırda zuhur eden mistik(mübarek koyun psikolojisi) havanın, ciddi yansımalarını sizde görüyorsunuzdur muhakkak.

Kuran ve sünnet çizgisinin bize en büyük lütfu olan cihad ruhunun sekteye uğratılıp, dejenere edildiğini söylersek haksızlık mı etmiş oluruz acaba?

Bu noktalarda ciddi tereddütlerim var.





"İslamiyette belirleyici unsur iman,küllü irade,cüz i irade gibi insanın kendini ve aklın himayesinde teslim olmanın gereğinin tahrip edilerek, islami anlayışa uymayan tam teslimiyetçi ve halihazırda zuhur eden mistik(mübarek koyun psikolojisi) havanın, ciddi yansımalarını sizde görüyorsunuzdur muhakkak."




Elbette görüyorum, zaten yukarıdaki köşe yazısını sırf bu endişelerle buraya taşıdım. İslam müminlere hayattan kopmayı vaz etmiyor, bilakis hayatla olan mücadeleden gaalip çıkmak için üst noktada öücadele edilmesini vaz ediyor.




Burada temel mevzu, islamın elde edilen dünyalığın nasıl tasarruf edileceğine ilişkindir. Yoksa edinilmemesi değildir.



Tasavvufun ( genel hatlarıyla ) bu konuya bakışı, mülkiyetin nasıl  tasarruf edilmesidir. Tasavvuf mülkiyeti paylaşmayı teşvik ederken edinimi konusunda hiç bir olumsuz bir nitelemede bulunmuyor.



Ama seninde hassasiyet gösterdiğin gibi, sanki mal ve mülk edinme veya bunun için çalışma ayıplanmış gibi bir anlayış tasavvuf adına topluma zerkediliyor.




Temel sıkıntı burda.


Ehli diller arasında aradım, kıldım talep.
Her hüner makbul imiş, illa edep illa edep...
Basa dön
Kullanici bilgilerini göster Kisisel mesaj gönder MSNM
1040




Kayit: Jan 23, 2006
Mesajlar: 887


Durum: BagliDegil
MesajTarih: Çar Agu 27, 2008 10:51 pm Mesaj konusu: Re: Bir lokma, bir hırka