Tarih: Çar Sub 06, 2008 1:15 pm Mesaj konusu: Büyük Türk Şairi: ŞEHRİYAR
Size gene sıkıcı bir konu ve sıkıcı bir insan!!! Seyyid Mehemmed Hüseyin Behcet Tebrizî, nam-ı değer; Şehriyar. Güney Azerbaycan' da yaşamış olan bu büyük Türk şairi, yazdığı şiirlerle ve özellikle "Haydar Baba'ya Selam" şiiriyle bütün Oğuz coğrafyasını etkilemiş ve bana göre bütün zamanların en büyük Türk şairlerinden biridir.
Aşşağıdaki makale, Şehriyar' ın şiirlerinden yola çıkılarak yazılmış bir makaledir. Ayrıca Yusuf Gedikli hocanın Şehriyar' la ilgi Ötüken yayınlarından çıkmış muhtasar bir eseri vardır, tavsiye ederim.
ŞEHRİYAR’IN ŞİİRLERİNDEKİ KÜLTÜR DEĞERLERİ
Prof. Dr. İsa ÖZKAN
Şehriyar, XX. yüzyıl Türk şiirinin zirvelerinden biridir. O, “Sehendim” adlı “senfonik” eserinde dostu Bulut Karaçorlu’ya dediği gibi “şiiriyle bulutlara kement atmış”; cismiyle değil, sanatıyla Oğuz sahasında dolaşmadık yer bırakmamış; âdetâ “kaleminden nur saçmış”, “yıldızları elemiştir”. Hasanoğlu, Fuzûlî, Tebrizli Saib, Tesir, Vidadi Zakir ve Vakıf’tan sonra “Süleyman’dan Nuh’tan kalan dünyada”, “döngeler, dönüm, itginlik, ayrılık ve ölüm” olduğunu bize hatırlatmış; “birbirinizden ayrılmayın yamandı” diyerek şiirin, “edebin ebedî şah dağı” olmuştur.
Biz burada rahmetli üstad Şehriyar’ın Cabbar Bağçeban’ın deyişiyle:
“Fars gızları azdırmışdı emelin,
Ki Farsçeydi bütün şiirin gazelin
Heyder Baba yurdunda bir gözelin,
Eşgine bir galem goymazdın bele
Farsice yazmahdan doymazdın bele” (Ergin, 1971:31-32)
diye önce sitem ettiği, daha sonra ise;
“Çoh da verme sıhıntı öz gönlüne
Mehribandır her ata öz oğluna
Gayıtmışsan indi ki sen yoluna
Buyurginen göz üstünde yerin var
Efsus ki sen gec dil açdun Şehriyar.” (Ergin, 1971:31-32)
diyerek gönlünü aldığı; rahmetli annesinin öğüdü ve yine ünlü şair Çoşkun’un
“Deyirler ki bir gün mehriban anan,
Uşag iken sene sözler andıran,
Demişidi şerüvi eşiden zaman
-Lalların analar dilin bilerken
Oğlumun ganmıram şerlerine men-” (Ergin, 1971:34)
şeklinde tarif ettiği ve şairin bundan sonra “doğma diliyle(ana dili)” yazdığı Türkçe şiirlerindeki geleneksel unsurlar üzerinde duracağız.
Şehriyar’ın şiirlerinin sosyal ve kültürel arka plânındaki toplum yapısında münasebetlerin sevgi ve hoşgörü temelinde kurulup düzenlendiği geleneksel bir hayat tarzı bulunmaktadır. Şairin Türkçe şiirlerinde bu hayat tarzı, doğup büyüdüğü Tebriz, Huşgenab, Kayış-kurşak, Şengül-abad ve Azerbaycan Türklerinin yaşadığı diğer coğrafyalarla çevrelenir. XX. yüzyılın son çeyreğine kadar sözlü olarak yaratılıp yaşatılan kültür ile örf, âdet ve geleneklerin şekillendirdiği toplum düzeni, bu bölgenin hayat dinamiğini oluşturur. Şehriyar, çocukluk ve ilk gençlik yıllarında Kaçarların yıkılışına ve Meşrutiyet hareketine; gençlik ve orta yaş döneminde I. ve II. Pehlevî idaresine ve ihtiyarlık döneminde ise 1979 inkilâbına tanık olmuştur. İran’da yaşanan ve uzun süren bu siyasî gelişmelere paralel olarak dinî kurumların idarî sisteme karşı tavrı, köyden şehre göç ve modernleşme gibi toplum yapısını derinden etkileyen değişmeler Şehriyar’ın da mensubu olduğu Azerbaycan Türkleri için kültürel, sosyal ve siyasî anlamda pek olumlu fırsatlar yaratmamıştır. Bu sebeple Şehriyar, Türkçe şiirlerinde çocukluk yıllarına ve bu yılların hatıralarına, insan toplum ilişkilerindeki samimiyet ve fedakârlığa büyük bir özlem duyar ve “Haydar Baba’ya Selâm” adlı şiirinde:
“Temeddünün uyduk yalan sözüne”(Begdili-Memmedzade, 1981:19)
diyerek siyâsî düzenin ortaya çıkardığı yeni hayat tarzını eleştirir. Yine “Sehendim” şiirinde:
“Medeniyyet debin eyler bedeviyyet, bir usanmır.” (Begdili-Memmedzade, 1981:5 ve “Memmed Rahim’e Cevap” şiirinde ise;
“Temeddünün gözü görüm kôr olsun,
Ağzındaki şirin şerbet şor olsun,
Bal da yese, zeher olsun, çor olsun
Ağzımızın dadın gapıp apardı
Ürekleri çekip kökden gopardı” (Begdili-Memmedzade 1981:47)
şeklindeki sözleriyle de medeniyet denilen, vefâ, sadakât, sıra-saygı ve geleneklerle kurulmuş değerler sistemini ortadan kaldıran bencil ve havaî yeni yaşama biçimini, bitmez tükenmez bir iptidailik “bedeviyyet(ilkellik)” olarak niteler. Esasen Şehriyar, siyasî, ekonomik ve sosyal kalkınmaya değil; toplumda büyük bir tahribata yol açan sahte modernleşmeye karşıdır. Onun şiirlerinin pek çoğunda “nisgil” kavramıyla ifade ettiği geleneksel bir tem olan “hasret” önemli yer tutar. Şehriyar’ı yakıp kavuran hususlardan biri de olgunluk çağında doğduğu ve ana dilinin konuşulduğu topraklardaki halkına olan hasretidir:
“Bir uçaydım bu çırpınan yelinen
Bağlaşaydım dağdan aşan selinen
Ağlaşaydım uzağ düşen elinen
Bir göreydim ayrılığı kim saldı?
Ölkemizde kim gırıldı kim galdı?” (Heydar Babaya Selam, 1347:51)
Türk şiirinin geleneksel temi olan gurbet, hasret, mihnet ve melâl Şehriyar’ın şiirlerinin de karakteristik özelliğidir. Çocukluk yılları dışında “yaralı”, “düşkün” ve “pozgun” şairin yüzü pek gülmemiştir. Gece ve gündüz gözü yaşlı, mahzun ve mağdur, şairin üstünden âdetâ sel gibi dağ silsileleri geçmiştir. Şehriyar, “geçti” redifli şiirinde, “ömür peymanesini” nasıl “doldurduğunu” yine kendisi son derece sanatkarâne biçimde özetliyor:
“Bir uşaglıgda hoş oldum, o da yer göy gaçarag
Guş kimi daglar uçub, yel kimi baglar geçdi.
Sonra birden gatar altında galıb üstümden
Deye bilmem ne gader sel kimi daglar geçdi.
Üreyimden heber alsan neçe geçdi ömrüm,
Göz yaşımla yazaçag: dün ü günüm aglar geçdi” (Begdili-Memmedzade 1981:89)
Şehriyar, aşkında da talihsizdir.
“Ulduz sayarak gözlemişem her gece yârı
Geç gelmededir yar, gece olmuş yarı.”(Şehriyar, 1363:190)
şeklinde sitemle başladığı “Behçetabad Hatıraları” adlı şiirinde Şehriyar buluşmayı arzu ettiği sevgilisinin geleceğinden büsbütün ümidi keser ve
“Yatmış hamı, bir Allah oyagdı, daha bir ben
Menden aşağı kimse yoh, ondan da yuharı.” (Şehriyar, 1363:69)
diyerek içinde bulunduğu derin kederi ve çaresizliği belirtir.
“Eşgi var idi Şehriyarın güllü, çiçekli
Efsus ki gaza vurdu, hezan oldu baharı.” (Şehriyar, 1363:191)
şeklindeki sözleriyle de, uğruna tıp fakültesi son sınıftan ayrıldığı sevgilisinin aşkına cevap vermediğini açıkça dile getirir.
Halk edebiyatı ürünlerinden deyimler Şehriyar’ın şiirlerinin geleneksel söz nakışlarıdır. Atasözleri ve deyimler çağrışım dünyamızla şairin şiirine açılan yolda yer alan yüzyıllar ötesinden süzülüp gelen dille tezyin edilmiş, millî tecrübe ile yoğrulmuş kimliğin hatıra levhalarıdır:
“Haydar Baba senin üzün ağ olsun
Dört bir yanın bulağ olsun bağ olsun
Bizden sonra senün başun sağ olsun” (Heydar Babaya Selam, 1347:29)
Şairin sadece Haydar Baba’ya Selâm şiiri başlı başına bir deyimler hazinesidir. “Adı dile gelmek”, “yâd elemek”, “başı sağ olmak”, “üzü ağ olmak”, “gaş göz atmak”, “sazı dillendirmek”, “helâl etmek”, “gonah galmak”, “ganat çalıp uçmak”, “bir birinin canına salmak”, “yalan söze uymak”, “nağıl demek”, “gamsız yaşamak”, “pencere açmak”, “alma atmak”, “sazlarda sözü olmak”, “bahtı açılmak”, “dişin gısmak”, “ağzında söz erimek”, “el elinden dutmak”, “samaveri gaynamak”, “gan salmak”, “yas meclisin toy elemek”, “başına hava gelmek”, “gözleri çırah tekin yanmak”, “gızıl perde açmak”, “gayret ganı gaynamak”, “gara seçmek” gibi pek çok deyim bulunmaktadır. Hatta diyebiliriz ki, Şehriyar şiirlerini bütünüyle mecazlar ve halk söyleyişleriyle örmüştür.
Şair göremediği, fakat mektupla haberleştiği dostu Süleyman Rüstemhanlı’ya yazdığı “Süleyman Rüstem’e Cevap” adlı şiirinde ona duyduğu özlemi “boynuna sarılmak” hatta boynunda tıpkı genç kızların örülmüş saçları gibi olmak şeklinde “gol boynuva höre billem” ifadesiyle açıklıyor.
“Härdän belä säsin gelsin,
Gözümüzün yaşın silsin
Menim de bir üzüm gülsün
Haçan seni göre billem
Gol boynuva höre billem” (Begdili-Memmedzade 1981:80)
Şehriyar, İran’daki Türk edebiyatında dili kullanma biçimiyle yenilikçi bir öncüdür. Âşık tarzı şiire, geleneksel söz kalıplarına, atasözleri ve deyimlere müracaatı ile yeni bir çığır açmış, Güney Azerbaycan Türkçesini ayağa kaldırmıştır. Şehriyar, ihmal edilmiş Güney Azerbaycan Türkçesinin temelini XX. yüzyılda yeni bir edebî dil olarak âdetâ yeniden atmıştır. Üstad şair, Farsça şiirleri bir tarafa, sadece bu özelliğiyle kültürü sanatkârane biçimde işleyerek mahallîden evrensele ulaşmıştır. “Bu dil ağzımda annemin ak sütüdür” diyen Yahya Kemal gibi “Türki, vallah analar ohşağı lal lay dilidir (Türkçe, vallahi anaların bezeyerek söylediği ninnilerin dilidir)” şeklindeki sözleriyle güzel Türkçenin sihirli atmosferini şiire taşımıştır. O ayrıca;
“Türk’ün dili tek sevgili-istekli dil olmaz
Özge dile gatsan, bu esil dil, esil olmaz.” (Şehriyar, 1363:194)
mısrası ile de Türkçeyi yüceltmiştir.
Şehriyar,
“Haydar Baba kendin günü batanda
Uşakları şamı(akşam yemeği) yiyip yatanda
Ay buluttan çıhıp gaş göz atanda
Bizden de bir sen olara gıssa de,
Gıssamızda çohlu gam u gussa de.” (Şehriyar, 1363:253)
şeklindeki sade, ancak samimi ve zarif Türkçe söyleyişiyle geleneklerin his ve hayalle ördüğü bir melâl dünyasını şiirinde ölümsüzleştirmiştir.
“Azadlıg Guşu ‘Varlıg’ adlı şiirinde:
Beh beh, ne şirin dilli bu cennet guşu tuti,
“Varlıg” ne bizim tekce Azadlıg guşumuzdur
Bir müjde de vermiş bize hemkârlığımızdan
Gendin alıp ilham ile dindarlığımızdan
Din açmada, kârlıg da geder, korlugumuz da
Çün lallığımız doğmuş idi kârlıgımızdan.” (Begdili-Memmedzade 1981:83)
Onun Türkçe hakkındaki sözleriyle “Humeyni inkılâbı”ndan sonra dindarlığından ilham alarak din yolundaki bilgisizlik ve kayıtsızlığa karşı Azerî Türklerinin suskuluğunu ana dillerinde neşriyatın olamamasına bağlar. Bu sebeple inkılâbın ilk yıllarında çıkmaya başlayan yirmi beş yıldan beri yayınını sürdüren Varlık dergisini “Türkçenin Azadlık Kuşu” olarak vasfederek alkışlar.
Şehriyar bir özlem şairidir. Onun özlemi ana dilini konuşup yazmak, tarih ve hâldeki millî ve edebî kahramanlarını tanıyıp bilmek ve bu atmosferde oluşan havayı eldaşlarıyla teneffüs edip haz duymak gibi kültürel bir çerçeve ile sınırlıdır. Şehriyar’ın sanatında bunun ötesine taşan bir doğrudan bir siyasî ifadeye, içinde yaşadığı idarî şartlar dolayısıyla rastlanmaz. Birinci Pehlevî iktidarında Şehriyar, Horasan’a sürülmüş; ikinci Pehlevî hükümeti döneminde ise örtülü muhalefeti dolayısıyla korkular içinde hep tedirgin yaşamıştır. Şehriyar, bütün bu olumsuz şartlara rağmen ana dilinin konuşulduğu, şiir ve yazı dili olarak işlenip zenginleştiği komşu coğrafyaları da ihmal etmez. Kuzey Azerbaycan ve Türkiye’yle ilgili okudukları ile dostlarının kendisini ziyaretlerinden veya onların gönderdikleri mektuplarından edindiği intibalar da onda yeni ufuklar açar. O, “Sehendim” ile Memmed Rahim ve Süleyman Rüstemhanlı’ya ithafen yazdığı şiirlerinde, kültürel, sosyal ve siyasî meselelere telmihler yer almaktadır. “Ve Bakı dağlarından hay verdi sese gıy ha ucaldı solabilmez” dediği bugünkü Azerbaycan Cumhuriyeti’ne Bakû’ye ve Hazar’ın “o taydaki” sahiline derin bir özlem duymaktadır.
“Arazım ayna çırag goymada aydın şefeg oldu,
O tayın negmesi govzandı ürekler gulag oldu,
Yene gardaş deyerek gaçmada başlar ayag oldu,
Gaçtıg üzleşdik Araz’da yene gözler bulag oldu,
Yene gemlar galag oldu.
Yene gardaş sayagı, sözlerimiz bir sayag oldu.” (Begdili- Memmedzade, 1981:57)
“Bakı’dan çoh sovgat(hediye) gelib Tebriz’e
Sabig(çocukluk) zaman biz çoh gelerdik size,
Siz de nolaydı bir geleydiz bize,
Ayrılıgın daşı birden ataydıg,
Canı cana, malı mala gataydıg”(Begdili-Memmedzade, 1981:44)
Türk kültür coğrafyasında büyük sulara ve yüce dağlara kutsiyet atfedilir. Ancak Azerbaycan Türkleri arasında Aras ırmağı 1829’dan itibaren ayrılığın sembolü olmuştur. Bu yüzden “Han Aras, Kan Aras” gün olmuş Kuzey ve Güney Azerbaycan halkının yarasını “bağlamadan ağlatmış”; gün olmuş “ildırım kimi çahıp” “halgı didergin” etmiştir. Aslında bu durumundan Şehriyar’a göre gece-gündüz ağlayan Aras da pişmandır.
“O taydadır Şeki, Şirvan, Garabağ
Bu tayda da Meşgin, Aher, Garadağ
Birbirlerin Araz’dan almış sorag,
Araz bizi ayırmadan dağlayıb,
Son özü de gece gündüz ağlayıb.
Gan var iken gardaş deyib gaynardıg
“Yoldaş, meni gurd apardı” oynardıg” (Begdili-Memmedzade 1981:44)
Klasik şark islâm kültüründe yer alan kıssalar da Şehriyar’ın şiirlerinde belli vesilelerle kullanılmıştır. “Haydar Baba’ya Selâm” şiirinin ikinci bölümünde Şehriyar kendisini çocukluk çağında yurdundan ayrılan Yusuf’a; Tebriz’i ise Yusuf’u kurd ağzından alan Yakup Peygambere benzetir.
“Haydar Baba çekdin meni getirdin
Yurdumuza yuvamıza yetirdin,
Yusufuvu uşak iken itirdin,
Koca Ya’kup, itmişsen de tapıpsan
Kovalayıp kurd ağzından kapıpsan” (Şehriyar, 1363:258)
Şehriyar’ın şiirini kalıcı kılan unsurların başında geleneksel kültürün fevkalâde ustalıkla işlemesi gelir. Onun şiirinde geleneksel kültür unsurları temel yapı taşıdır. Bu yapı taşını dinî kıssalar, Azerî âşık hikâyeleri ile özellikle Türk dilinin mecazları oluşturur.
“Heyder Baba, gece durna geçende,
Köroğlınun gözi gara seçende,
Kır atını minüp kesüp biçende,
Men de buradan tez metlebe (gayeye) çatmaram (erişmem),
Eyvez (Ayvaz) gelüp çatmayınca yatmaram.” (Şehriyar, 1363:256)
“Garı nene gece nağıl(masal) diyende,
Külek(yel) galhup gap bacanı döyende,
Gurd geçinin şengülisin yiyende,
Men gayıdup(dönüp) bir de uşağ oleydim,
Bir gül açup ondan sora soleydim.” (Şehriyar, 1363:253)
Şehriyar’ın şiirlerinde halk hayatının bütün sahneleri canlı olarak tasvir edilir. Tarım, hayvancılık, avcılık gibi köylerin sosyal ve ekonomik hayatının dayanışma, üretim ve paylaşmaya dayalı zahmetli faaliyetleri Şehriyar’ın şiirlerinde eğlenceli ve zevkli rengârenk bir tabloya dönüşür. Şehriyar, “Sehendim” şiirinde dostu Bulut Karaçorlu’ya, aynı adla anılan dağın yaban hayatındaki av kuşlarını, Güney Azerbaycan’da, közde kızdırılmış taşın süt içerisine atılması suretiyle hazırlanan çobanların “gavutmaç”ını hilesiz birer bereket ve huzur ikramı gibi sunar.
“Gışda kehlik hevesile çöle gaçdıgda cavanlar,
Garda gaggıldayarag nazlı galemkaşların olsun,
Yaz o döşlerde naharmendesin acdıgda çobanlar,
Bollu, südlü sürüler, dadlı gavutmaçların olsun.”
“Kışın keklik hevesiyle kıra çıkarken gençler,
Karda kakıldayan nazlı kalemkaşların olsun,
O eteklerinde sofrasını açınca çobanlar,
Bol, sütlü sürülerin, lezzetli gavutmaşların olsun.”(Özkan, 1997:26, 33)
Şehriyar, “Sehendim” şiiriyle Güney Azerbaycan’daki Sehend dağını, şair Sehend Bulut Karaçorlu’yla, Sehend Bulut Karaçorlu’yu da Sehend dağıyla abideleştirmiştir. Şehriyar, duygu ve düşüncelerini ifadede mecazların yanı sıra sık sık sembollere de başvurmuştur. Sanatkârların müstebit ve baskıcı yönetimlerde zorluklarla karşılaşmamak için duygu ve düşünce dünyasını ifadede böyle bir yol izlemelerini tabiî karşılamak icap eder. Heyder Baba ve Sehend şiirlerinde de Şehriyar fikirlerini duygu ve düşüncelerini Heyder Baba ve Sehend dağıyla bütünleştirip sanatkarâne biçimde işleyerek okuyucu ve dinleyiciye ulaştırmaktadır.
“Heyder Baba kendin toyun tutanda,
Gız gelinler hena(kına), pilte(fitil) satanda,
Bey geline damnan alma atanda,
Menim de o gızlarında gözüm var,
Âşıhların sazlarında sözüm var.” (Heydar Babaya Selâm, 1347:34)“Heyder Baba dağın daşın seresi (yalçını),
Şehriyar’ın şiirleri Güney Azerbaycan Türklerinin bir halk kültürü ansiklopedisi gibidir. Çocukluk ve gençlik yıllarının bütün bayramları, törenleri ve bunların etrafında oluşan pratikler mazide kalmış ama tadı hiç eksilmeyen tazelikteki birer hatıra olarak onun şiirinde işlenir. Bu bakımdan Şehriyar’ın şiirleri üretim, tüketim ve insan ilişkileri bakımından okuyucuya 1920’li ve 1930’lu yıllardaki Güney Azerbaycan’ın samimi havasını yansıtır.
“Bayramıdı, gece guşı ohurdı,
Adahlı gız bey corabın tohurdı,
Herkes şalın bir bacadan sohurdı,
Ay ne gözel gaydadı şal sallamah,
Bey şalına bayramlığın bağlamah.” (Heydar Babaya Selâm, 1347:37)
“Gül çiçekden bezenende ne gelinler kimi
oynayar güllü gotazın
Suları zemzemesinde ne derin razu-niyazın,
Titreyer saz telitek şahelerin çayda, çemende
Yel o tellerde gezende, ne Koroglu çalı sazın.
Ördeyin helvet edip, gölde perilerle çimende
Gol-ganatdan ona ağ hövle açar gezmeli gazın
Gış gedir, goy gele yazın
“Hele novruzgülü var, garçiçeyi var, geleçekler,
Yel yagışda yuyunarken de güneşiyle gülecekler”. (Begdili- Memmedzade, 1981:51)
Şehriyar, gurbet duygusunu belirli bir zamana ve mekâna ait dünyevi bir ruh hâli olarak görmez; tam aksine dünyada bulunmayı sürekli bir gurbet olarak vasıflandırır. Dolayısıyla onun şiirinde “dünyada olmak” gurbette olmak anlamına gelir. Her ne kadar şikâyetçi olsa da Şehriyar, başa gelenleri kader olarak kabul eder ve “Ağaçlar da Allah’a baş eğerdi” diyerek samimi bir imanla Allah’a teslim olur:
diyen Şehriyar’ın şiirlerinde, acı tatlı hatıraların derin izlerinin hikmetlerle örülerek üstadane biçimde ancak sessiz ve tevazu dolu söyleyişi yansır. Divanında yer alan Türkçe olarak kaleme aldığı 78 şiirinde daima bu bilge, aksakal üslupla ana dilinin atmosferinde oluşan kültür değerlerini işlediğine tanık oluruz. Bu değerlerin temsilcileri eş, dost, akraba ve Şehriyarın “gardaş” dediği aynı kültür ortamını paylaştığı ancak siyasî, sosyal ve ekonomik sebeple birbirinden ayrı düşmüş insanlardır. Şairin kültürel çevresinin bir parçası olarak gördüğü ve hayali olarak tasvir ettiği Azerbaycan ve Türkiye’deki bu dost ve kardeşleriyle ne yazık ki yakın coğrafyasındaki siyasî değişmelerin sonuçlarını göremeden vefat ettiği için kavuşması öbür dünyaya kalmıştır. Şehriyar, eserleri ve sanatçı kişiliğiyle insanî, ahlakî ve millî değerlerin şairi olarak kültür ufkumuzda silinmez bir iz bırakmış ve edebiyat tarihimizdeki layık olduğu yerini almıştır. Ruhu şâd olsun.
KAYNAKLAR
Ber Güzide-yi Eş’ar-ı Türkî ve Farsî, Ustad Seyyid Mehemmed Huseyn Şehriyar, Tebriz, 1363.
Ergin, Muharrem, Azeri Türkçesi, İstanbul, 1971.
Heydar Babaya Selam, Ez Şehriyar, Tebriz, 1348.
Kitab-ı Eş’ar-ı Türki-yi Şehriyar, Tehran, 1381.
Mehemmedhuseyn Şehriyar, Aman Ayrılıg [Tertib edenler: Gulamhüseyn Begdili-Hemid Memmedzade], Bakı, 1981.
M. Hüseyin Şehriyar, Haydar Baba’ya Selâm, [Hazırlayan: Yıldırım, Dursun], Ankara, 2002, TDK Yayınları,.
Özkan, Fatma Bozkurt, “Şehriyar ve ‘Sehendim’ Şiiri”, Türk Kültürü, Yıl:XXXV, Sayı 412, Ankara, 1997, s. 23-38.
En son 1040 tarafindan Cum Sub 15, 2008 8:44 pm tarihinde degistirildi, toplamda 3 kere degistirildi.
Tarih: Çar Sub 06, 2008 1:26 pm Mesaj konusu: Re: Büyük Türk Şairi: ŞEHRİYAR
Şiir budur:
Heyderbaba'ya selam
Heyder Baba, ıldırımlar şakanda,
Seller, sular şakkıldayıb akanda,
Kızlar ona saf bağlayıb bakanda,
Selâm olsun şevkatize, elize,
Menim de bir adım gelsin dilize.
Heyder Baba, kehliklerin uçanda,
Göl dibinden dovşan kalkıb, kaçanda,
Bahçaların çiçeklenib açanda,
Bizden de bir mümkün olsa, yâd ele,
Açılmayan ürekleri şâd ele.
Bayram yeli çardakları yıkanda,
Novruz gülü, kar çiçeği çıkanda,
Ağ bulutlar köyneklerin sıkanda,
Bizden de bir yâd eyleyen sağ olsun,
Derdlerimiz koy dikkelsin dağ olsun.
Heyder Baba, gün dalıvı dağlasın,
Üzün gülsün, bulakların ağlasın,
Uşaklarun bir deste gül bağlasın,
Yel gelende ver getirsin bu yana,
Belke menim yatmış bahtım oyana.
Heyder Baba, senin üzün ağ olsun,
Dört bir yanın bulak olsun, bağ olsun,
Bizden sora senin başın sağ olsun,
Dünya kazov-kader, ölüm-itimdi,
Dünya boyu oğulsuzdu, yetimdi.
Heyder Baba, yolum senden keç oldu,
Ömrüm keçdi, gelenmedim geç oldu,
Heç bilmedim gözellerin neç oldu,
Bilmezidim döngeler var, dönüm var,
İtginlik var, ayrılık var, ölüm var.
Heyder Baba, igit emek itirmez,
Ömür geçer efsus bere bitirmez,
Nâmerd olan ömrü başa yetirmez,
Biz de vallah unutmarık sizleri,
Görenmesek helâl edin bizleri.
Heyder Baba, Mir Ejder seslenende,
Kend içine sesden-köyden düşende,
Aşık Rüstem, sazın dillendirende,
Yadındadır ne hövlesek kaçardım,
Kuşlar tekin kanad çalıb uçardım.
Şengülava yurdu, aşık alması,
Gâh da gedib orda konak kalması,
Daş atması, alma-heyva salması,
Kalıb şirin yuhu kimin yadımda,
Eser koyub, ruhumda her zadımda.
Heyder Baba, Kuru gölün kazları,
Gediklerin sazak çalan sazları,
Ket kövşenin payızları, yazları,
Bir sinema perdesidir gözümde,
Tek oturub, seyr ederem özümde.
Heyder Baba, Karaçemen caddası,
Çovuşların geler sesi, sedası,
Kerbelâ’ya gedenlerin kadası,
Düşsün bu aç, yolsuzların gözüne,
Temeddünün uyduk yalan sözüne.
Heyder Baba, şeytan bizi azdırıb,
Mehebbeti üreklerden kazdırıb,
Kara günün ser-nüviştin yazdırıb,
Salıb halkı bir-birinin canına,
Barışığı beleşdirib kanına.
Göz yaşına bakan olsa, kan akmaz,
İnsan olan hancer beline takmaz,
Amma hayıf, kör tutduğun burakmaz,
Behiştimiz cehennem olmakdadır,
Ziheccemiz meherrem olmakdadır.
Hazan yeli yarpakları tökende,
Bulut dağdan yenib kende köçende,
Şeyhülislam gözel sesin çekende,
Nisgilli söz üreklere deyerdi,
Ağaçlar da Allah’a baş eyerdi.
Heyder Baba, Sulu yerin düzünde,
Bulak kaynar çay çemenin gözünde,
Bulakotu, üzer suyun üzünde,
Gözel kuşlar ordan gelib keçerler,
Halvetleyib bulakdan su içerler.
Biçin üstü sünbül biçen oraklar,
Ele bil ki, zülfü darar daraklar,
Şikarçılar bildirçini soraklar,
Biçinçiler ayranların içerler,
Bir huşlanıb, sondan durub biçerler.
Heyder Baba, kendin günü batanda,
Uşakların şamın yeyib yatanda,
Ay bulutdan çıkıb kaş-göz atanda,
Bizden de bir sen onlara kıssa de,
Kıssamızdan çoklu gam u gussa de.
Karı nene gece nağıl deyende,
Külek kalkıb kap-bacanı döyende,
Kurd keçinin Şengülüsün yeyende,
Men kayıdıb bir de uşak olaydım,
Bir gül açıb ondan sora solaydım.
‘Emmecan’ın bal bellesin yeyerdim,
Sondan durub üs donumu geyerdim,
Bahçalarda tiringeni deyerdim,
Ay özümü o ezdiren günlerim,
Ağac minib, at gezdiren günlerim.
Heçi hala çayda paltar yuvardı,
Memmed Sadık damlarını suvardı,
Heç bilmezdik dağdı, daşdı, divardı
Her yan geldi, şıllak atıb aşardık,
Allah, ne koş, gamsız-gamsız yaşardık.
Şeyhülislam münâcatı deyerdi,
Meşed Rahim lebbâdeni geyerdi,
Meşdâceli bozbaşları yeyerdi,
Biz hoş idik, hayrat olsun, toy olsun,
Fark eylemez, her n’olacak, koy olsun.
Melik Niyaz verendilin salardı,
Atın çapıb kıykacıdan çalardı,
Kırkı tekin gedik başın alardı.
Dolayıya kızlar açıb pencere,
Pencerelerden ne gözel menzere.
Heyder Baba, kendin toyun tutanda,
Kız gelinler hena, pilte satanda,
Bey geline damdan alma atanda,
Menim de o kızlarında gözüm var,
Aşıkların sazlarında sözüm var.
Heyder Baba, bulakların yarpızı,
Bostanların gülbeseri, karpızı,
Çerçilerin ağ nebatı sakkızı,
İndi de var damağımda, dad verer,
İtgin geden günlerimden yad verer.
Bayram idi gece kuşu okurdu,
Adaklı kız bey çorabın tokurdu,
Herkes şalın bir bacadan sokurdu,
Ay ne gözel kaydadı şal sallamak,
Bey şalına bayramlığın bağlamak.
Şal istedim men de evde ağladım,
Bir şal alıb tez belime bağladım,
Gulam gile kaçdım, şalı salladım,
Fatma hala mene çorab bağladı,
Han nenemi yada salıb ağladı.
Yumurtanı göyçek, güllü boyardık,
Çakkışdırıb sınanların soyardık,
Oynamakdan birce meğer doyardık,
Eli mene yaşıl aşık vererdi,
İrza mene novruz gülü dererdi.
Novruz Ali hermende vel sürerdi,
Kâhdan enib küleşlerin kürerdi,
Dağdan da bir çoban iti hürerdi,
Onda gördün ulak ayak sahladı,
Dağa bakıb kulakların şahladı.
Akşam başı nahırçılar gelende,
Kodukları çekib, vurardık bende,
Nahır keçib gedib yetende kende,
Heyvanları çılpak minib kovardık,
Söz çıksaydı, sine gerib sovardık.
Yaz gecesi çayda sular şarıldar,
Daş kayalar selde aşıb, karıldar,
Karanlıkda kurdun gözü parıldar,
İtler gördün, kurdu seçib ulaşdı,
Kurd da gördün, kalkıb gedikden aşdı.
Kış gecesi tövlelerin otağı,
Kentlilerin oturağı, yatağı,
Buharıda yanar odun yanağı,
Şebçeresi, girdekânı, iydesi,
Kendi basar gülüb-danışmak sesi.
Şücâ haloğlunun Baki savgati,
Damda kuran samavarı, söhbeti,
Yadımdadı şestli keddi, kameti,
Cünemmegin toyu döndü, yas oldu,
Nene Kız’ın baht aynası kâs oldu.
Heyder Baba, Nene Kızın gözleri,
Rakşende’nin şirin-şirin sözleri,
Türki dedim, okusunlar özleri,
Bilsinler ki, adam geder ad kalar,
Yahşı-pisden ağızda bir dad kalar.
Yaz kabağı gün güneyi döyende,
Kend uşağı kar güllesin sövende,
Kürekçiler dağda kürek züvende,
Menim ruhum ele bilin ordadır,
Kehlik kimi batıb kalıb, kardadır.
Karı Nene uzadanda işini,
Gün bulutdan eyirerdi teşini,
Kurd kocalıb, çekdirende dişini,
Sürü kalkıb dolayıdan aşardı,
Badyaların südü aşıb-daşardı.
Hecce Sultan emme dişin kısardı,
Molla Bağır emoğlu tez mısardı,
Tendir yanıb, tüstü evi basardı,
Çaydanımız arsın üste kaynardı,
Kovurkamız saç içinde oynardı.
Bostan pozub getirerdik aşağı,
Doldurardık evde tahta tabağı,
Tendirlerde pişirerdik kabağı,
Özün yeyib, tohumların çıtlardık,
Çok yemekden lap az kala çatlardık.
Verzeğan’dan armud satan gelende,
Uşakların sesi düşerdi kende,
Biz de bu yandan eşidib bilende,
Şıllak atıb bir kışkırık salardık,
Buğda verib armudlardan alardık.
Mirza Tağı’ynan gece getdik çaya,
Men bakıram selde boğulmuş aya,
Birden ışık düşdü otay bahçaya,
”Eyvay dedik, kurddu”, kayıtdık, kaşdık,
Heç bilmedik ne vakt küllükden aşdık.
Heyder Baba, ağaçların ucaldı,
Amma hayıf cevanların kocaldı,
Tokluların arıklayıb acaldı,
Kölge döndü, gün batdı, kaş kereldi,
Kurdun gözü karanlıkda bereldi.
Eşitmişem yanır Allah çırağı,
Dayır olub mescidüzün bulağı,
Râhat olub kendin evi, uşağı,
Mensur Han’ın eli kolu var olsun,
Harda kalsa, Allah ona yar olsun.
Heyder Baba, Moll’ İbrahim var, ya yok?
Mekteb açar, okur uşaklar, ya yok?
Hermen üstü mektebi bağlar, ya yok?
Menden ahonda yetirersen selâm,
Edebli bir selâm-ı mâ lâkelâm.
Hecce Sultan emme gedib Tebriz’e,
Amma ne Tebriz ki, gelemmir bize,
Balam durun, koyak gedek evmize,
Ağa öldü, tufakımız dağıldı,
Koyun olan yad gediben sağıldı.
Heyder Baba, dünya yalan dünyadı,
Süleyman’dan, Nuh’dan kalan dünyadı,
Oğul doğan, derde salan dünyadı,
Her kimseye her ne verib alıbdı,
Eflatun’dan bir kuru ad kalıbdı.
Heyder Baba, yaru yoldaş döndüler,
Bir-bir meni çölde koyub, çöndüler,
Çeşmelerim, çırahlarım, söndüler,
Yaman yerde gün döndü, akşam oldu,
Dünya mene harâbe-i şâm oldu.
Emoğluynan geden gece Kıpçağ’a,
Ay ki çıkdı, atlar geldi oynağa,
Dırmaşırdık, dağdan aşırdık dağa,
Meşmemi Han göy atını oynatdı,
Tüfengini aşırdı, şakkıldatdı.
Heyder Baba, Kara gölün deresi,
Hoşgenâb’ın yolu, bendi, beresi,
Orda düşer çil kehliğin feresi,
Ordan keçer yurdumuzun özüne,
Biz de keçek yurdumuzun sözüne.
Hoşgenâb’ı yaman güne kim salıb?
Seyyidlerden kim kırılıb, kim kalıb?
Amir Gafar dam daşını kim alıb?
Bulak gene gelib gölü doldurur,
Ya kuruyub, bahçaları soldurur.
Amir Gafar seyyidlerin tacıydı,
Şahlar şikar etmesi kıykacıydı,
Merde şirin, nâmerde çok acıydı,
Mazlumların hakkı üste eserdi,
Zalimleri kılıç tekin keserdi.
Mir Mustafa dayı, uca boy baba,
Heykelli, sakkallı, Tolustoy baba,
Eylerdi yas meclisini, toy baba,
Hoşgenâb’ın âb-ı rûsu, erdemi,
Mescidlerin, meclislerin görkemi.
Mecdüssâdât gülerdi bağlar kimi,
Guruldardı, buludlu dağlar kimi,
Söz ağzında erirdi yağlar kimi,
Alnı açık, yakşı, derin kanardı,
Yaşıl gözler çırağ tekin yanardı.
Menim atam süfreli bir kişiydi,
El elinden tutmak onun işiydi,
Gözellerin âhire kalmışıydı,
Ondan sonra dönergeler döndüler,
Mehebbetin çırağları söndüler.
Mir Sâlih’in deli sevlik etmesi,
Mir Aziz’in şirin şahsey getmesi,
Mir Memmed’in kurulması, bitmesi,
İndi desek, ahvâlâtdı, nağıldı,
Keçdi getdi, itdi batdı, dağıldı.
Sitâr’ emme nezikleri yapardı,
Mir Kadir de her dem birin kapardı,
Kapıb, yeyib, dayça tekin çapardı,
Gülmeliydi onun nezik kappası,
Emmemin de, ersininin şappası.
Heyder Baba, Amir Heyder neyneyir?
Yakın gene samavarı keyneyir,
Day kocalıb, alt engiynin çeyneyir,
Kulak batıb, gözü girib kaşına,
Yazık emme, havâ gelib başına.
Hanım emme Mir Abdül’ün sözünü,
Eşidende eyer ağzı, gözünü,
Melkâmıd’a verer onun özünü,
Da’vaların şuhlugılan katallar,
Eti yeyib, başı atıb yatallar.
Fizze hanım Hoşgenâb’ın gülüydü,
Amir Yahya em kızının kuluydu,
Ruhsâre artist idi, sevgiliydi,
Seyid Hüseyn Mir Salih’i yansılar,
Amir Cefer geyretlidir, kan salar.
Seher tezden nahırçılar gelerdi,
Koyun kuzu dam bacadan melerdi,
Emme Can’ım körpelerin belerdi,
Tendirlerin kavzanardı tüstüsi,
Çöreklerin gözel iyi, istisi.
Göyerçinler deste kalkıb uçallar,
Gün saçanda kızıl perde açallar,
Kızıl perde açıb, yığıb kaçallar,
Gün ucalıb, artar dağın celâli,
Tebietin cevanlanar cemâli.
Heyder Baba, karlı dağlar aşanda,
Gece kervan yolun aşıb çaşanda,
Men hardasam, Tehran’da, ya Kâşan’da,
Uzaklardan gözüm seçer onları,
Hayâl gelib, aşıb keçer onları.
Bir çıkaydım Damkaya’nın daşına,
Bir bakaydım keçmişine, yaşına,
Bir göreydim neler gelib başına,
Men de onun karlarıylan ağlardım,
Kış donduran ürekleri dağlardım.
Heyder Baba, gül konçesi handandı
Amma hayıf, ürek gazası kandı,
Zindegânlık bir karanlık zindandı,
Bu zindanın derbeçesin açan yok,
Bu darlıkdan bir kurtulub kaçan yok.
Heyder Baba, göyler bütün dumandı,
Günlerimiz birbirinden yamandı,
Birbirizden ayrılmayın, amandı,
Yakşılığı elimizden alıblar,
Yakşı bizi yaman güne salıblar!
Bir soruşun bu karkınmış felekden,
Ne isteyir bu kurduğu kelekden?
Deyne, keçirt ulduzları elekden,
Koy tökülsün, bu yer üzü dağılsın,
Bu şeytanlık korkusu bir yığılsın.
Bir uçaydım bu çırpınan yelinen,
Bağlaşaydım dağdan aşan selinen,
Ağlaşaydım uzak düşen elinen,
Bir göreydim ayrılığı kim saldı?
Ölkemizde kim kırıldı, kim kaldı?
Men senin tek dağa saldım nefesi,
Sen de kaytar, göylere sal bu sesi,
Baykuşun da dar olmasın kefesi,
Burda bir şîr darda kalıb bağırır,
Mürüvvetsiz insanları çağırır.
Heyder Baba, gece durna keçende,
Köroğlunun gözü kara seçende,
Kıratını minib, kesib biçende,
Men de burdan tez matlaba çatmaram,
Eyvaz gelib çatmayıncan yatmaram.
Heyder Baba, senin könlün şad olsun,
Dünya varken ağzın dolu dad olsun,
Senden keçen yakın olsun, yad olsun,
Deyne menim şâir oğlum Şehriyâr,
Bir ömürdür gam üstüne gam çalar.
Tarih: Pzr Sub 17, 2008 6:10 pm Mesaj konusu: Büyük Türk Şairi: ŞEHRİYAR
El Kimin
Şehriyar'ım gözüm yaşı sel kimin,
Garip sen mi vetanında el kimin,
Sevdan üreğimde kara yel kimin,
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Haramzadalardan yoldaş olar mı?
Gurt gurtnan dolaşır, itler it inen,
Gurt şikarnan doyar, itler küt inen,
Yanaşmanın goynu dolar pit inen
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Fars, Çin, Urustan yoldaş olar mı?
Oğuz Atam bizi görse neyliyer,
Dövüner dizini helak eyliyer,
Yeğin geyze gelir, gönü göynüyer,
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Yılandan, çiyandan yoldaş olar mı?
Bed-güman değilem Allah kerimdir,
Turan hayalimdir, etim, derimdir,
Böyyük Asya nece olsa benimdir,
Gurt yuvalarına tilki dolar mı?
Ayıdan, Moskof'tan yoldaş olar mı?
Şehriyar'ım, incinmeyin sözüme,
Dost acı danışar dostun özüne
Gah ağlaram, gah vururam dizime
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Hayından, uğrudan yoldaş olar mı?