AB ye Kimler Karşı ( Partiler )
Türkiye’deki Siyasi Partilerin,
AB ye Bakışları?
Avrupa Birliği, Türkiye’deki siyasal partileri hem ayıran hem birleştiren bir nitelik kazandı. Türkiye’nin AB’ye üyeliği, iki karşıt siyasal blok oluşturuyor. Bir de bu iki eğilim arasında yer alan, ancak sesleri duyulmayan politik çevreler var. Bugün AB’nin savunucusu. 1970’lerden itibaren Batı’yı bir Hıristiyan Kulübü olarak gören ve siyasal söyleminin temeline yerleştiren Milli Görüş-MNP-MSP-RP çizgisi de 28 Şubat sürecinde evirilerek Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesini savunan partiler arasında yer aldı. Aynı şekilde 1970’lerde ortak pazara, AET’ye karşı çıkan MHP ise bazı çekinceler koymakla birlikte- AB’ci siyasal bloğa dahil oldu. Günümüzde Avrupa Birliğine açıkça karşı olan ve bunu BBP Büyük Kurultayında da dile getiren Tek Siyasi hareket ( BBP ) Büyük Birlik Partisi ve Muhsin Yazıcıoğlu, dur. Simdi gelin beraber AB konusunda Siyasi Partilerimizin Düşüncelerini fikirlerini öğrenmeye çalısalım.
BBP ( Büyük Birlik Partisi )
BBP AB’YE KESİNLİKLE KARŞI OLAN TEK SİYASİ PARTİ
BBP AB konusunda hiç eğip bükmeden net fikirleri olan günümüz Türkiye sinin Yegâne Partisidir. Simdi gelin BBP resmi internet sitesinden BBP nin fikirlerini ve görüşlerine bir göz atalım.
Dış ilişkiler trenimizin lokomotifleri ya ABD veya AB oluyor. Onlar için başka ufuklar yok. İslam ülkelerinden öcü gibi korkuyoruz. Bağımsız Türk Cumhuriyetlerini tamamen unuttuk. Bu trende, Hicaz’a kadar giden demiryollarımızı unuttuk, Paris’e giden Orient Ekspres’te Brüksel yollarını arıyoruz. Bütün Türk Cumhuriyetlerini kucaklayacak İpek Yolumuzu yok saydık, Avrupa otobanlarında yeni kapıları çalıyoruz. Ne isterlerse veriyoruz. Ne dedilerse yapıyoruz. Dış siyasette ABD ve AB’ye bağımlıyız. Bu nasıl bağımsız bir ülke olmaktır?
( 30 NİSAN 2006 ) BBP 6’nci Büyük Kurultay Konuşması Muhsin Yazıcıoğlu
Bir Hıristiyan kulübü olan Avrupa Birliği, ne yaparsak yapalım, bizi almaz. Alsa bile, Türkiye’nin bölünmesine sebep olacak örf, adet, ahlak ve toplumsal kimliğimiz yok olacaktır. AB üyeliği ile birlikte ulusal egemenlik haklarımız Brüksel’e devredilecek, Türkiye’nin dış politikasını AB belirleyecektir. AB adaylığı, Türk tarımını bitiriyor. Gümrük Birliği’nden zarar görüyoruz. Verdiğimiz tavizlere bakarak soruyorum… Uyum yasaları adı altında 3–5 dakikada geçirdiğimiz yaslara bakarak soruyorum: Şimdiye kadar zararından başka ne gördük? Güneydoğu Anadolu’da AB temsilcileri ne amaçla geziyor?Ne amaçla bir Kürt devleti kuruluş anketlerini yapıyorlar? Evet. Ne yaparsak yapalım, bizi AB’ye almayacaklar. Evet. Avrupa Birliği bir Hıristiyan Kulübü’dür. Bunu “Müslüman Türkiye AB’ye alınmasın” diyerek bizzat Papa söylemiştir. Avrupa anayasasının mimarı Valeri Jiskardesten söylemiştir. Evet. AB üyeliği, Türkiye’nin bölünmesine sebep olacaktır. İşaretleri ortadadır. Evet. Kopenhag kriterleri, Türkiye’nin verdiği tavizler listesidir. Şimdi dönülmeye çalışılıyor.
İşte bu nedenlerle, onurumuz ve tam bağımsız Türkiye için, vatanımızın bölünmemesi için Büyük Birlik Partisi olarak biz “Avrupa Birliği’ne HAYIR” diyoruz.
( 30 NİSAN 2006 ) BBP 6’nci Büyük Kurultay Konuşması Muhsin Yazıcıoğlu
Evet; Yazıcıoğlu, AB'nin Türkiye'yi kabul etmeyeceği gerçeğini vurgulayarak, Hıristiyan kulübü AB'ye onurlu ya da onursuz üyeliği asla kabul etmeyeceklerini beyan edip Türk Milliyetçilerinin beklediği "AB'ye Hayır!" sözü açık yüreklilikle söyleyerek Türk siyasetine yeni bir açılım getirdi.
Yavuz Selim Demirağ 01.05.2006 Yeniçağ Gazetesi
Değerli Arkadaşlar, Ülkemizde bazı siyasi partiler, “AB’ye Türkiye’yi kim daha iyi teslim edecek?” yarışına girmişken, Büyük Birlik Partisi olarak, net bir şekilde “AB’ye hayır” diyoruz. Bizim gözümüzde; AB Yeni Bir Sevr Hayalidir AB eşittir Ermeni Diasporasıdır AB eşittir Pontus’çuluktur AB eşittir Hıristiyan taassubudur
03.Aralık 2006 BBP Gençlik Şöleni
Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu: Onurumuz ve tam bağımsız Türkiye için, vatanımızın bölünmemesi için BBP olarak biz “Avrupa Birliği’ne hayır” diyoruz
yenicaggazetesi.com.tr/newsdetail.asp?NewsID=1196
İktidara geldiğimiz takdirde AB defterini kapatacağız. IMF'ye de (hayır) diyeceğiz. Partimiz 10 yıldan bugüne duruşunu değiştirmedi. Asla mevcut hükümetler gibi olmayacağız.''
medya24.com/detay.php?d=26017
Muhsin Yazıcıoğlu “Osmanlı’yı dağıtmaya götüren iç ve dış şartların tümü, 87 yıl sonra şaşırtıcı bir biçimde yeniden AB hayalleriyle ortaya çıktı. AB’ye net bir şekilde ‘hayır’ diyoruz. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar kaynaşmış, güçlü bir Türk dünyası hayal ediyorum.”
bbpsivas.net/modules.php?name=News&file=article&sid=238
MHP ( Milliyetci Hareket Partisi )
MHP’NİN İŞİ ÇOK ZOR
MHP Türkiye’de AB ye geçmişte en sertçe karşı cıkmış bir siyasi hareketti. AB ye eski adi ile AET ye karşı Mitingler Seminerler Kitapçıklar bastırmış bir hareket. Zaten Türk Milliyetçiliği fikrini savunduğunu iddia eden bir Harekette başka şekilde davranamazdı. Ama 57 inci hükümet döneminde MHP AB yasalarına ve dayatmalarına karşı sessiz kalarak hatta bütün İhanet yasalarına imza atarak Türk Milliyetçilerini hayal kırıklığına uğratmıştır. Basta ikiz yasalar sözleşmesinin altına atılan imzalar ve Kopenhag kriterlerine atılan imzalar ile devam etmiştir. Bunları Tahkim yasaları, Kürtçe dilde eğitim Öğretim, Apo’nun idamı, vs.vs takip etmiştir. İktidarda olmadan önce AB ye kesinlikle karşı çıkan MHP iktidar ortağı olunca AB’nin bir devlet Politikası olduğunu savunmuştur. MHP li 57 inci Hükümetin AB ile ilgili her kararında-Ulusal Program’da olduğu gibi- MHP’nin de imzası vardır.
Simdi kısaca Devlet Bahçelinin MHP internet sitelerindeki resmi açıklamalarına bakarak olayı takip edelim. Amma Devlet Bahçelinin Görüşlerine yer vermeden Ülkücü Hareketin Cennetmekân Başbuğu Alparslan Türkeş’in 9 Işıktaki görüsüne de yer verelim.
Başbuğ Alparslan Türkeş
"Yabancıların ülkenin istediği yerinde istediği ölçüde arazi ve imkan edinmelerine fırsat vererek Sevr Anlaşması''nın dolaylı uygulamasına sebep olacağı, kültürel ve sosyal deformasyona yol açacağı ve milli sanayinin gelişmesini engelleyeceği için Ortak Pazar''ın açıkça ve kesinlikle karşısındayız!.." Alparslan Türkeş 9 Işık (Sayfa 255)
Devlet Bahçeli
"Avrupa Birliği''ne üyelik, bir devlet politikasıdır!.. Biz Avrupa Birliği''ne onurlu bir üyelikten yanayız!.. Ulusal programın arkasındayız!..". Devlet Bahçeli
"AB bir devlet politikasıdır!... Ulusal programda imzamız olan her şeye katkı sağlarız!.. Onurlu bir üyelikten korkmuyoruz!..". 18 Nisan 2005 Zaman Devlet Bahçeli
Devlet Bahçeli “Tam üyeliğin siyasi hedefin ötesinde, bir devlet politikası haline dönüştüğünü, kimsenin buna itirazının olmadığını” vurguladı. Zaman.com.tr/2002.06.30/politika/h2.html
2 Ekim Mitingi "AB'ye hayır" mitingi mi? MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır, bu soruma, "Kesinlikle hayır" yanıtını verirken şu vurguyu yaptı: "Bu kesinlikle bir AB'ye hayır mitingi değil. Bizim AB'ye bir karşıtlığımız da yok. Bizim AB'ye 'onurlu giriş' tezimiz var. Biz AB'ye değil, AB'ye giriş diye Türkiye'nin temellerinin zedelenmesine karşıyız. Bu bakımdan bizim mitingimiz AB'ye hayır veya hükümete karşı bu konuda bir karşılık mitingi değil. Bir toplumsal muhalefet mitingidir. Biz MHP olarak tarihi uyarılarımızı zamanında yapmayı bir görev biliyor, sorumluluk olarak kabul ediyoruz. Hatta, bu miting hükümetin pazarlıkta elini güçlendirecek bir işlev de görecektir. Başbakan, AB'nin her dediğine evet demek yerine, bakınız, Türkiye'de böyle bir toplumsal muhalefet de var, ben, her dediğinizi bu millete kabul ettiremem diyebilecektir. Biz böyle bakıyoruz. Bizim miting çağrımız toplumumuzun tüm kesimlerinedir." milliyet.com.tr/2005/09/28/yazar/bila.html
Onun için Milliyetçi Hareket, Avrupa Birliği’ne onurlu üyelik derken “Türkün nazik bir cümlesini ” dünyaya haykırmaktadır. Demek ki, onurumuzun zedelendiği yerde “al Kopenhag kriterlerini git! “ diyebiliriz. MHP 8. Kongre Konuşması - 19 Kasım 2006 – Devlet Bahçeli

ANAP ( Anavatan Partisi )
ANAP, AB nin Kılıç Kalkan Ekibi
Erkan Mumcu’nun ANAP’ı, Türkiye’nin AB’ye girmesini en hararetle savunan partidir. Turgut Özal’dan beri AB macerasını hızlandıran Bütün Tavizleri veren ANAP tir. ANAP in resmi internet sitesinde ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu şunları savunmaktadır.
“AKP Hükümeti Avrupa Birliği denilen sürece içtenlikle inanmıyor. Onun Türkiye için gerekli ve yararlı olduğuna da inanmıyor. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı bugün 40 yıllık bir sürecin sonunda Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden hakkını söke söke alacağımız durumdayız. Bu kararlılığı, bu dirayeti gösterecek ve Türkiye adına politika yapacak bir hükümete ihtiyaç var”.
anap.org.tr/haberler.asp?id=1033

Yani Erkan Mumcu şunu demek istiyor AKP Avrupa’ya her istediği tavizi vermiyor oysa biz tekrar iktidar olursak Türkiye’de gereken neyse, her şeyde Tavizleri vereceğiz. Bizde ayni Tombul Turgut Özal’ın Yolundayız. Biz AB nin öncü kuvvetiyiz.
Biz AB li kardeslerimizden daha AB liyiz.
AKP, Saadet Partisi
AKP ve Saadet Partisi de AB ye Evet Diyor
Türkiye’de gelmiş geçmiş en büyük AB ci parti ise İslamcı Erbakan’ın yetiştirdiği Recep Tayip Erdoğan’ın AKP sidir. Kasımpaşalı Tayyib Kıbrıs’ta verdigi tavizleri Ermeni konusundaki verdigi tavizleri, Diyarbakır’da verdigi tavizleri burada yazmaya ne zamanımız yeter nede buranın hacmi yeter. Onun için AKP nin AB ye bakış açısı zaten yaşanmakta olduğu için fazla bir yorum düşmeye gerek yok.
Gelelim Saadet Partisine…
Anti-Batıcı Milli Görüş çizgisinden gelen Saadet Partisi de AB’yi savunuyor. İdam ve Kürtçe yayın konusunda ANAP, DSP ve AK Parti ile aynı kulvarda yer alıyor. Tansu Çiller’in DYP’si Gümrük Birliği’ni imzalayan bir parti. Bir takım politik manevraları hariç tutarsak, Çiller AB konusunda Mesut Yılmaz ile aynı koalisyon içinde yer almaya çoktan razı olmuş gibi gözüküyor.
CHP ÖTEDEN BERİ SIKI AB’Cİ
CHP, Türkiye’nin AB’ye girmesini desteklemekte ve AB kriterlerinin vakit yitirilmeksizin yerine getirilmesini istiyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı, İnal Batu, CHP’nin Avrupa Sosyalist Partiler Birliği’nin üyesi olan tek parti olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Türkiye’yi birbirine düşüren ana dilde yayın, idam cezası gibi konuları biz 1980’li yıllarda parti programına koyduk. İdamı ceza olarak değil, ilkel öç duygusu olarak görüyoruz. Güneydoğu raporumuzda ana dili öğrenmenin gerekli olduğu, bu durumun bireysel özgürlük kapsamında görüldüğü belirtiliyor. Birileri bunu unutuyor. Lozan Antlaşması da zaten bunu söylüyor. Herkes anadilinde eğitim görmeli diyor. Bu özellikleri AB’nin bir komplosu gibi görenlere bunu hatırlatmak lazım. 80 yıl önce Cumhuriyet kurulurken bu hakları vatandaşlara vermişiz zaten”
Ulusalcı Atatürkçü Mümtaz Soysal´da AB ye Evet Diyenler arasında
CHP’den kopanlar tarafından kurulan SHP de sıkı AB’ci. Genel Sekreter Fikri Sağlar, “Türkiye AB’ye üyelik için ne yapması gerekiyorsa bunların tamamını yapma kararlılığını ortaya koymalıdır. Bunu AB istiyor diye değil, Türkiye için ve dünyanın geldiği noktayı görerek yapmalıdır” diyor. Bağımsız Cumhuriyet Hareketi’nin kurucusu Mümtaz Soysal ise isminin AB karşıtı cephede anılmasını istemiyor. 28 Nisan’daki bir panelde Erol Manisa’lının, “Türkiye, ABD ve AB’den gelen dayatmaları, başta Rusya ve İran olmak üzere, Asya ülkeleriyle dengelemelidir. ABD ve AB’ye bağlılık ilişkilerini gevşetmeyi başaramayan bir Türkiye, mutlaka bölünecektir” sözleri üzerine, “Manisalı’nın konuşmasını da duyduktan sonra AB’ye ve dış dünyaya açılmaya karşı çıkan insanlar olduğumuz yönünde kuşku doğmuş olabilir. Bu doğru değildir” dedi. Gümrük Birliği anlaşmasını iptal etmeyeceklerini de belirten Soysal, GB’nin, uygulanışı sırasında yeniden müzakere edilebilecek bir sistem olduğunu belirterek, “dişe diş müzakere edip, şurası böyle uygulanacaktır demek lazım. Ama Türkiye şansını büyük ölçüde kaçırdı. AB’ye üye olmadan GB’yi imzalayan ilk ve son ülke olarak, maalesef zarar görmeye devam edecek. Çaresi; GB’yi olumluya çevirebilecek bir sanayileşme programıdır. O zaman GB lehimize işleyebilir” şeklinde konuştu.
Alevi örgütler yüzlerini AB’ye çevirdi
Avrupa’daki Alevi örgütleri ve Türkiye’deki bağlantılı örgütleri AB’ci blokta yer alıyorlar. AB’nin “Katılım Yolunda Türkiye’nin İlerlemesi Üzerine Komisyon’un Periyodik Raporu 2000”de ilk kez olarak Alevilerle ilgili ibarelerin yer alması, Alevilerin AB’yle ilgili beklentilerini harekete geçirdi. Dr. İsmail Engin, Alevilerin Türkiye’de nüfusun yarısını oluşturdukların belirterek, “Avrupa’da sayıları bir milyonun civarındadır. Bunlar hesaba katılmayacak sayılar değildir” diyor . AB’nin Alevilerle iyi ilişkiler geliştirmek zorunda olduğunu vurgulayan Engin, “Böylesi bir ilişki hem AB hem Aleviler için olumludur. Avrupa Parlementosu’nda bu yönde küçük girişimler olduysa da, bu tür girişimlerin pratik ifadesi yok. İlişkiler daha yoğunlaşmalı, ciddileşmelidir. Buna Alevilerden çok AB’nin ihtiyacı vardır” diyor.
ALEVİ SORUNU AB’YE TAŞINIYOR
Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu ile Türkiye’deki Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği AB için lobi yapıyor. ABKB bir süre önce ismindeki Alevi sözcüğünden ötürü kapatıldı. ABKB’nin 25 Nisan’da “Avrupa Birliği Türkiye Aleviler” konulu panelinin açılış konuşmasını Mesut Yılmaz yaptı. ABKB’den Ali Yıldırım Kopenhag kriterleri olarak ifade edilen değerlerin Alevilerin öteden beri sahiplendiği değerler olduğunu söyledi. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Turgut Öker de “Avrupa’da özgürce örgütlenen Aleviliğin kendi ülkesinde yasaklı olmasının kabul edilemez olduğunu” ifade etti. Öker Avrupa Alevi Konfederasyonu’nu Brüksel’de Avrupa Aleviler Birliği adıyla kuracaklarını dile getirdi. Öker şöyle devam etti:”Biz Aleviler Türkiye’nin girmek istediği AB’ye bir anlamda çoktan girdik. 6-7 Nisan 2000’de Avrupa Parlementosu’nda 150 Alevi delege ile toplantı yaptık. Yerimizin AB olduğunu ifade ettik. AP Milletvekili Ozan Ceyhun bu ziyaretimizin Türkiye’nin AB’ye girmesine olumlu katkısı olduğunu belirtti. AB’ye demokrasi düşmanları karşı çıkıyor. Çıkarları otoriter ve anti demokratik yapılanmadan yana olanlar karşı çıkıyor. Biz demokrasiden yanayız.”
ALEVİ ÖRGÜTLER BRÜKSEL’DE
Avrupa’daki Alevi örgütleri Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) adıyla Avrupa’nın başkenti Brüksel’de kuruldu. 18 Haziran’da Avrupa Parlamentosu’ndaki kuruluş Kongresine Avrupa Parlamentosu Vize Başkanı David Martin, Avrupa Parlamentosu SPE Grup Başkanı Martin Schulz, Avrupa Türkiye Delegasyon Başkanı Joost Lagendieck katıldı.Kuruluş Kongresinin moderatörlüğünü Avrupa Parlamentosu Milletvekili Ozan Ceyhun yaptı. Genel Başkan seçilen Turgut Öker konuşmasında: “AABK, Avrupa ve Türkiye’de yaşayan Alevilerin haklarının, Anayasalarca güvence altına alınması mücadelesini destekler ve Türkiye Alevi hareketiyle dayanışmada bulunur. Bu sadece Aleviler açısından değil, Türkiye`nin AB’ye girmesini ve Avrupa ile her yönden bütünleşmesi açısından da son derece önemli bir gelişmedir. Türkiye`nin eşit koşullarda ve eşit haklarla Avrupa`da yer alması için sivil toplum örgüt olarak üzerimize düşen görevi yerine getireceğimize inanıyorum. Biz Aleviler Türkiye- Avrupa sentezinde en başta yerimizi almaya hazırız. Bunu kültürümüz için, öğretimiz için, insanların kardeşliği ve dayanışması için ve barış içinde bir Avrupa için istiyoruz” dedi.
Türkiye’deki bütün alevilerin Avrupa Birliği’ne Öker ve arkadaşları gibi bakmadığını da vurgulamak gerekiyor. Örneğin Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’ın Turgut Öker’i aleviliği siyasete alet etmekle suçlayarak eleştirmişti. Doğan açıklamasında AABF ve Turgut Öker için, “İkide bir Türkiye’ye gelip siyasete şu veya bu şekilde karışılmamalıdır” ibarelerini de kullanmıştı.
Kürt örgütleri AB’ye çok sıcak
Kürt partileri için Avrupa Birliği emniyet sübabı olarak görülüyor. Halkın Demokrasi ve Barış Partisi (HADEP), kapatılan Demokratik Kitle Partisi (DKP) ile bir süre önce kendisini fesh ederek Hak ve Özgürlükler Partisi (HAKPAR) ile birleşen Demokrasi ve Barış Partisi (DBP), parlamentoda yer almayan Kürt partileri olarak, AB üyeliğine yoğun destek veren, çalışmalarını ağırlıklı olarak bu yönde sürdüren partiler. Son seçimlerde yüzde 4.5 gibi bir oy alan, başta Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi olmak üzere çok sayıda il ve ilçede belediye başkanlıkları kazanan HADEP, idam cezasının kaldırılmasını, Kürtlere, kültürel hakların verilmesini istiyor. Ulusal Program’da yeralan kültürel haklara dikkat çeken HADEP’li yöneticiler, Kürtçe TV yayınının yanı sıra, anadilde eğitimin önünün açılması gerektiğini de savunuyor.
HAKPAR da AB yolunda
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılmasını savunan bir diğer parti ise, Abdulmelik Fırat’ın kurduğu Hak ve Özgürlükler Partisi. HAKPAR Genel Başkanı Fırat AB’yi desteklediklerini ifade ediyor, HADEP yöneticileri gibi Kürtler’e, anadilde yayın ve eğitim gibi kültürel haklarının verilmesi gerektiğini savunuyor. HAKPAR’ın, HADEP dışında kalan siyasi eğilimleri (yukarıda belirttiğimiz gibi DBP, bu partiye katıldı, DKP’den de katılanlar oldu) bir çatı altında toplamaya çalıştığına dikkat çekmekte de fayda var.
Diğer partilerde yeralan Kürtler
DSP, ANAP, DYP, SP ve AK Parti’deki Kürt kökenli milletvekillerinin büyük çoğunluğu da Türkiye’nin AB üyeliğinden yana ve hem kendi partilerinde hem de parlamentoda AB üyeliği konusunda çalışmalar yürütüyorlar. Özellikle ANAP’ta yeralan Kürt kökenli milletvekilleri, Avrupa Birliği’nden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olan genel başkanları Mesut Yılmaz’a, bu konuda büyük destek veriyor ve yalnız bırakmıyorlar.
Büyük Sermaye zaten AB’ci
Türkiye’nin AB üyeliğini en fazla isteyen bir diğer kesim de büyük sermaye. TÜSİAD’ın temsil ettiği sermaye geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği bir etkinlikle gövde gösterisi yaptı. TESEV Başkanı Can Paker, AB için cansiperane çalışan bir isim. AB’nin üye her ülke için bağlayıcı temel kriterler getirdiğini ifade eden Paker, “Avrupa’nın temel ilkelerini zorlayarak AB’ye girmeye çalışmak, ne kadar Avrupalı olmaktan uzak olduğumuzu ispattan başka bir hedefe hizmet etmez” diyerek görüşlerini özetliyor. Geçtiğimiz günlerde AB ve Türkiye konulu bir anketin sonuçlarının açıklandığı toplantıda konuşan Paker, kentlisi köylüsü, sağcısı solcusu, genci yaşlısı, doğusu batısı yurdun tüm kesimlerinin AB’ye üyelik isteğinin yüksek olduğunu söyledi. AB’ci lobinin etkili isimlerinden Paker, halkın beklentilerini cevapsız bırakacak bir siyasi yapının devam edemeyeceğini söyledi. Ekonomik kriz içinde yaşayan Türkiye’nin AB’yi sadece bir zenginlik projesi olarak değil rüşvet ile yolsuzlukların önüne geçilmesi ve demokratik hayatın gelişimi için de bir çıkar yol olarak gördüğünü söyleyen Paker, Türk halkının % 90’nının demokrasinin işleyişinden memnuniyetsiz olduğunu ve bu yüzden AB üyeliğinin aynı zamanda Türkiye için bir demokrasi projesi olduğunu belirtti. Paker halkın demokratik hak ve özgürlüklerin genişlemesine çok yüksek destek verdiğini, ancak AB tartışmalarında sert milliyetçi bir söylemle karşı karşıya kaldığında çekingen davrandığının da altını çizerek, % 40’lara varan bir kitlenin her şeye rağmen AB taraftarı olduğunu vurguladı.
Onurlu AB ye Evet
57''NCİ Cumhuriyet Hükümeti döneminde, Avrupa Birliği uyum yasalarına ''onurlu'' bir tavır ortaya koyup, ''dik'' bir duruş sergilemek yerine, ''kaçak güreşmeyi'' tercih eden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, şöyle diyordu:
"Avrupa Birliği''ne üyelik, bir devlet politikasıdır!.. Biz Avrupa Birliği''ne onurlu bir üyelikten yanayız!.. Ulusal programın arkasındayız!..".
O dönemde, Bahçeli''nin bu sözleri, ülkücüler tarafından, ''fincancı katırlarını'' ürkütmemek amacıyla yapılan ''siyasi bir manevra'' olarak algılanıyordu!...
Ne yazık ki Bahçeli, 18 Nisan 2005 tarihli Zaman gazetesine yaptığı açıklamada halen aynı şeyleri tekrarlıyordu:
"AB bir devlet politikasıdır!... Ulusal programda imzamız olan her şeye katkı sağlarız!.. Onurlu bir üyelikten korkmuyoruz!..".
Oysa rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş ve arkadaşları tarafından, tam 30 yıl önce kaleme alınan 9 Işık Doktrini''nde (Sayfa 255) aynen şu görüşlere yer veriyordu:
"Yabancıların ülkenin istediği yerinde istediği ölçüde arazi ve imkan edinmelerine fırsat vererek Sevr Anlaşması''nın dolaylı uygulamasına sebep olacağı, kültürel ve sosyal deformasyona yol açacağı ve milli sanayinin gelişmesini engelleyeceği için Ortak Pazar''ın açıkça ve kesinlikle karşısındayız!.."
Yoksa, Türkeş, AB''nin bir ''devlet politikası'' olduğunu bilmiyor muydu?...
Aslında, ''öz memleketlerinde parya'' muamelesi gören Türk milliyetçileri, ''devlet politikasının'' ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlar!...
''Mütareke'' döneminde Anadolu''da ''milli mücadeleyi'' ateşleyen Gazi Mustafa Kemal için İstanbul''daki hükümet tarafından ''hain'' ilan edilerek hakkında ''tutuklama kararı'' çıkarılıyordu!...
Neden?..
Çünkü, ''devlet politikası'' Mustafa Kemal''in saf dışı bırakılmasını öngörüyordu!...
Türkiye''de ''Turancılık mücadelesi'' veren Hüseyin Nihal Atsız ve dava arkadaşları, Sovyetler Birliği''ne şirin görünmek isteyen İsmet İnönü tarafından tutuklanarak tabutluklara tıkılıyordu!...
Neden?..
Çünkü, ''devlet politikası'' çerçevesinde Türk milliyetçiliği yargılanıp mahkum edilmeliydi!...
1960 ihtilalinin ardından Başbakanlık''ta ''devletin gizli evraklarını kontrol eden'' Amerikan istihbarat görevlilerini kovan, ''Mason localarının'' kapatılması için Milli Birlik Komitesi''ne teklif götüren Albay Alparslan Türkeş, apar topar tutuklanarak sürgüne gönderiliyordu!...
Neden?..
Çünkü, ''devlet politikası'' Amerikalılar ve masonlar ile uyumlu çalışmayı gerektiriyordu!...
Türkiye''yi Sovyetler Birliği''nin peyki haline getirmek isteyen ''eli kanlı'' marksist-komünist çetelere karşı sokaklarda ''göğüs göğüse'' mücadele veren ülkücü hareketin mensupları, 12 Eylül ihtilalini gerçekleştiren ''cunta'' tarafından tutuklanarak ''cezaevlerine'' tıkılıyor, ''işkencelerden'' geçiriliyor, ''darağaçlarına'' yollanıyordu?...
Neden?..
Çünkü, ''devlet politikası'' denge kurmak amacıyla ülkücüleri ''terörist'' olarak nitelendiriyordu!...
Bugünlerde Türk milliyetçiliğinin, ''tehdit'' unsuru olarak Milli Güvenlik Siyaset Belgesi''ne geçirileceği iddiaları ortalıkta dolaşıyor!...
Ülkücüler, demek ki ''tehdit unsuru'' olmayı da içlerine sindirmek zorundalar!...
Neden?..
Çünkü, ''devlet politikası'' onu gerektiriyor!...
Yok ya!...
Zannedildiği gibi, ortada öyle ''devlet politikası'' falan yok!...
''Uzlaşma'' ve ''uyum'' adına kendi ''teslimiyetçiliklerini'', ''acziyetlerini'', ''suskunluklarını'', ''korkaklıklarını'' Türk milliyetçilerine ''devlet politikası'' diye yutturmak isteyenler var!...
Ama bu politika, bildiğimiz ''devlet'' politikası değildir!..
Peki ya nedir?...
''Devlet'' (!) politikası!...
Tayyip Erdoğan ve arkadaşları da partilerinin milli kanadından gelen tepkiler üzerine ''aynı kaçamağın'' arkasına gizleniyorlar:
"Ne yapalım AB süreci, bir devlet politikasıdır!.. 40 yıllık bir geçmişi bir kalemde silip atamayız!..".
Adalet Bakanı Cemil Çiçek''in ''Abdullah Öcalan''ın yeniden yargılanması'' ile ilgili kamuoyunu yatıştırmak amacıyla yaptığı açıklamanın son cümlesine dikkat ettiniz mi bilmiyorum? Diyordu ki:.
"Bu bir devlet meselesidir!..".
Evet!..
Aslında Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli''nin Avrupa Birliği''ne bakış açıları arasında ''temelde'' hiçbir fark yok!...
Yalnız Bahçeli, AB''ye ''onurlu'' bir şekilde girmek istiyor, o kadar!...
Devlet politikası'' diye Türk milletine dayatılan AB süreci, ''Mason localarının'' baskısı ile İsmet İnönü tarafından imzalanan ''sıradan'' bir anlaşmadan başka şey değildir!...
Peki sormazlar mı adama!...
''Atatürk politikaları'' mı, yoksa ''İnönü politikaları'' mı daha önemli?...
''Devletin politikaları'', eğer hep ''başkaları'' tarafından belirlenecekse, sizin o koltuklarda işiniz ne?..
İsrafil KÜRŞAT KUMBASAR - 13 Mayıs 2005 - Yeniçağ
Copyright © Milliyetçiler Tüm hakları saklıdır. Yayınlanma:: 2006-09-06 (18255 Okuma) [ Geri Dön ] |